BİR KİTAP MEDENİYETİ: ENDÜLÜS / Köşe Yazısı - Fuat YILANCI

27.8.2016 08:22:45
Fuat YILANCI

Fuat YILANCI

 BİR KİTAP MEDENİYETİ: ENDÜLÜS

 

“Felaket çöktü amansız, muzdarip Endülüs ‘e 
Yıkıldı Sehlan, Uhud yandı garib Endülüs ‘e.”

 

 Her değerli olanın kaybı acı verir. Kaybedilenin büyüklüğü, bıraktığı boşluk ve verdiği acı ile orantılıdır. Endülüs kadar üzerine ağıt yakılan ve yıkımı yürek dağlayan başka bir medeniyet var mıdır; ya da Endülüs’ün acılarla dolu tarihini gözleri buğulanmadan okuyan var mıdır, bilinmez.2 Bu çalışmamızda ne küllenen ateşi tekrar alevlendirmek, ne ölüye bir anıt mezar inşa etmek ne de bu acıyı tekrar canlandırmaktır amacımız. Aksine Endülüs'ün bu kadar hızlı yayılması, gelişmesi ve parlamasının sebeplerini araştırmak ve özelikle Endülüs ruhunu ayakta tutan kütüphaneleri araştırmaktır.

           

Endülüs, 711-1492 yılları arasında İber yarımadasında Arapların etkisi altında bulunan bölgelere verilen isimdir. Endülüs ismi, Berberi Müslüman komutan Tarık bin Ziyad tarafından "Batı Toprağı" anlamına gelen ''al- andulus'' olarak konduğu bilinmektedir."3 Başka bir rivayete göre Endülüs adını, "Vandalus yani Vandalların ülkesi anlamında Araplar vermiştir.4

           

İberya, Müslümanlarca fethedilmeden önce Germen boylarından biri olan Vizigotlar'ın idaresi altındaydı ve Hispania adıyla bilinmekteydi. Günümüzde kullanılan İspanya adı da buradan gelmektedir5

           

Müslümanları İspanyanın fethine götüren süreç aslında K.Afrika'nın, yani Mağrib'in fethiyle başlar. İspanyanın sürekli ilişki içinde olduğu bir bölge olan Mağrib, Müslüman coğrafyacılarca üç bölümde ele alınmıştır: Yakın Mağrib(Libya), Orta Mağrib(Tunus-Cezayir) ve Uzak Mağrib(Fas). Daha önce Bizans hâkimiyeti altında olan Mağrib, Hz. Ömer zamanında Amr bin As komutasındaki bir ordu tarafından Yakın Mağrib üzerinden başlatıldı.6

           

Emeviler'in Kuzey Afrika valisi Musa bin Nusayr (640-716), Halife Velid b. Abdülmelik'in izniyle 710 ilkbaharında Tarif b. Malik komutasındaki 500 kişilik bir keşif birliğini İspanyanın güney kıyısına sevk etti. Bu küçük çıkarmadan olumlu sonuç alınınca fetih hazırlıklarına başlandı ve 711 Berberi azatlısı Tarık b. Ziyad komutasındaki 7 bin askerden oluşan orduyu İspanya'ya gönderdi.7

           

Yaygın anlatıya göre Tarık b. Ziyad, İspanya kıyılarına çıktığında askerlerinin savaştan kaçmasını önlemek, ya da geriye dönüş umutlarını kırarak onları savaşa motive etmek maksadıyla kıyıdaki gemileri yakmıştır. Oysa bu, tarihi bilgilenme hatasından kaynaklanan bir yanlışlıktır. Gerçekte Tarık gemileri yakmamıştır. Çünkü ilk olarak Fas kıyılarından İspanya'ya geçmek için kullandıkları gemiler kendisine ait değildi. Gemiler Müslümanların İspanya'yı fethetmeleri için teşvik ve yardım eden mağdur Vizigot kralı Witiza'nın Sebte Valisi Julian'a aitti. Dolayısıyla Tarık'ın tasarrufunda değildi.8

           

Müslümanların İspanya'yı fethetmesini kolaylaştıran başka bir rivayet ise " eğitimini ve görgüsünü tamamlaması için Vizigot sarayına gönderdiği kızına Vizigot Kralı Rodrigo'nun tecavüze yeltenmesi üzerine Julian, Kraldan intikam almak amacıyla Müslümanları İspanya'ya girmeye teşvik etmiştir.9 İspanya'nın fethini sadece bir gerekçeye bağlamak doğru değildir. Ancak önemli bir gerekçe vardır ki o da, Şam'daki katliamdan kaçan ve yıllar sonra Endülüs'te ortaya çıkan Şehzade Abdurrahman'dır.

            "711'de İspanyanın fethiyle başlayan Endülüs hâkimiyeti 1492 yılına dek sürmüştür. Bununla birlikte Endülüs tarihi bir bütünlük arz etmeyip, altı ayrı dönemden oluşmaktadır. Valiler dönemi (715-756) olarak bilinen birinci dönem, Emevi devletinin bir vilayeti olarak idare edilmiştir. İkinci dönem Endülüs Emeviler dönemi (756-1031) olup bu dönemde idari ve kültürel açıdan büyük bir merkez haline gelmiştir. Tevaifi Mülük dönemi ise tam bağımsız bir devletçik olarak hüküm sürmüştür. Murabıtlar ve Muvahhidler dönemi (1090-1228) dördüncü dönemde, K.Afrika'da Büyük bir devlet kurmuş olan Murabıtlar Endülüs'te hâkimiyet kurarak 1147 senesine kadar Endülüs'ü kendilerine bağlı bir vilayet olarak idare etmişler. Endülüs'te beşinci dönem, Gırnata Beni Ahmer Emirliği dönemidir.(1231-1492) Endülüs'te Müslümanların son dönemi ise Moriskolar dönemidir."(1492-1609)

 

HALK

 

Fetih öncesinde, dini bakımından İspanya toplumunun ezici çoğunluğunu Katolik Hıristiyanlar teşkil ediyordu. Bunun yanında azımsanmayacak sayıda bir Yahudi cemaati ve dağlık bölgelerinde de Putperestlerin varlığı biliniyordu.11 Endülüs'ün fethinden önce halkın büyük bir bölümünü oluşturan Vizigotlar, Roma hâkimiyeti döneminin tabakalaşmış toplum yapısını aynen aldılar. İnsanların 'imtiyazlılar' ve 'köleler' şeklinde gruplandırıldığı toplum yapısında yer almayı belirleyen yegâne ölçüt, kişilerin mensup olduğu aile , sahip olduğu güç ve servetti. Güç ve servet sahipleri en tepede, köleler ve fakirler ise en altta yer alarak tam bir piramidi andırmaktaydı.12

           

Endülüs'ün Müslümanlar tarafından fethedilmesinden sonra özellikle III. Abdurrahman’ın Endülüs'te tabakalaşmış olan farklı etnik unsurları tek bir çatı altında ümmet haline getirmeyi hedefleyen politikası, halifelik döneminde meyvesini vermeye başlamış ve ufukta bir Endülüsçülük şuuru doğuşuna yol açmıştır.13   Bu şuurun oluşmasıyla insanlığın zengin mozaiğinin örnek dayanışması oluşmuş, aynı zamanda Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman toplulukları arasında tarihte eşine az rastlanır bir dini ahenk, uyum ve etkileşimin hakim olduğu görülmektedir.

           

Endülüs'ün Müslümanlar tarafından fethedilmesinde en çok memnun kalan halk, Yahudiler olmuştur. Çünkü Yahudi cemaati Vizigotlar tarafından gasp edilen temel insani haklarına yeniden kavuştular. Topluca köleleştirmelerini öngören 694 tarihli kanun, Vizigot idaresinin yıkılmasıyla uygulamadan kalktı. Böylece hürriyetlerini tekrar kazanarak can, mal emniyeti, din, ibadet, eğitim ve seyahat hürriyetlerini tekrar kazandılar ve Yahudi aileleri Endülüsler sayesinde tekrar İspanya'ya döndüler.14

           

Endülüs'ün bu kadar hızlı yayılması ve yükselişi Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman toplulukları arasında tarihte eşine az rastlanır bir dini ahenk, uyum ve etkileşimin hâkim olduğunu görmekteyiz. Özellikle diplomatik münasebetler esnasında Kurtuba'ya gelen Hıristiyan elçilerin "ibadetlerini rahatça yapabilmeleri için kendilerine özel bir kilisenin tahsis edildiği dikkat çekmektedir. Endülüs İslam devletinin kendi topraklarına gelen insanların manevi ihtiyaçlarını karşılanması hususunda ne denli titiz davrandığını gösteren önemli bir ipucudur. Dikkat çeken diğer bir husus, Endülüs'ü temsilen gönderilen elçilerin çoğunlukla Hıristiyanlar ve Yahudiler arasından seçilmiş olmasıdır. Bu uygulama, Endülüslü idarecilerin, görevlendirme yaparken ırk ve din ayrımına değil, kişinin işine ehil olup olmadığına göre hareket etmiş olduklarını göstermektedir.15

           

Endülüs’ün medeniyet tecrübesinde gördüğümüz bütün bu farklılıkları kucaklayabilen, herkese varoluş zeminini sunabilen muazzam bu tarihi tecrübe, Endülüs'ü sekiz yüzyıl ayakta tutabilen en önemli etken olmuştur.16

 

ENDÜLÜS'TE EĞİTİM

 

Eğitim faaliyetleri esasta üç merhaleye ayrılmaktaydı. İlk merhale veya günümüzdeki karşılığıyla ilkokul, yaklaşık yedi - sekiz yıllık bir süreyi kapsamaktaydı. Eğitim mekânı olarak mektep, mescit, muallim evleri kullanılmaktaydı. Bu merhalede Kuran-ı Kerim'in ezberlenmesi esastı." Bu merhalede dikkatimizi çeken önemli husus günümüzde sadece namaz kılınıp sonra kapısına kilit vurulan mescitlerin aynı zamanda bir eğitim yuvası olarak kullanılması ve Kuran-ı Kerimin küçük yaşta bu merhalede ezberletilmesidir. Ancak Kuran-ı Kerimin bu yaşta öğretilmesine, İbni Arabî şiddetle karşı çıkmıştır. Ona göre " eğitimin ilk merhalesinde çocukların bu yaşta Kuranı anlamaları mümkün değildir. Anlamadıkları bir şeyi onlara anlatmak gaflettir. Yapılması gereken önce Arapçayı çok iyi öğretmektir. Bunun yanında mutlaka matematik öğretilmelidir.18

           

İlk merhaleyi tamamlayan öğrenciler eğitim ikinci merhalesi olan ilim halkalarına katılıyorlardı. Bu halkaları, çoğunlukla cami ve mescitler teşkil ederdi. Müfredatta kıraat, tefsir, hadis ve fıkıh ilimleri; dil-edebiyat, tarih, coğrafya ve felsefe gibi sosyal bilimler; tıp, astronomi ve matematik gibi diğer bilimler yer almaktaydı.19   Bu merhale, günümüzde daha çok üniversite eğitimine karşılık gelmektedir. Ancak günümüzden farklı olan husus, ilimlerin parçalanmadan bütünlük halinde arz edilmesiydi.

           

Eğitim üçüncü merhalesini ise, günümüzde mastır ve doktora çalışmalarına benzetilebilecek ilim yolculukları teşkil etmekteydi. Eğitim üçüncü merhalesinde tedris edilen dersle ikinci merhalesindekiler, isim olarak aşağı yukarı aynı idi. Yalnız farklılık üçüncü merhalede derslerin derinlik kazanmasıdır.20 Endülüslü öğrenciler kendi memleketlerinde başladıkları tahsil hayatlarını, doğudaki Kahire, Mekke, Medine, Bağdat, Basra, Şam gibi ilim ve kültür merkezlerine giderek geliştirmişlerdir. Bu merkezler her biri kendi başına bir tercüme ve ilim merkezleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu şehirleri birer ilim merkezi yapan en önemli özellik ise, bünyesinde barındırdığı kitaplardı. İşte Endülüs de bu merkezlerden biridir.

 

Endülüs tarihimizde 'kitap medeniyeti' olarak da bilinmektedir. İlimle iştigal eden bir Endülüslünün nezdinde kitap, mücevherlerden daha çok korunmaya layık bir nesne idi. Mesela ünlü coğrafyacı Ebu Ubeyd el Bekri'nin sahip olduğu kitapları, parlak ve pahalı kumaş kılıflar içinde muhafaza ettiği bilinmektedir. Endülüs'te kitabı sevmek veya ona değer vermek sadece âlimlere has bir keyfiyet değildi. Genelde bütün toplum kesimlerinde kitabın büyük bir önemi ve yeri vardı. Hele eşraftan kimselerin, kendilerine kaba ve kültürsüz denilmesin diye, kullanmasalar bile, evlerinin bir köşesinde bir kitaplık kurmaları adet haline gelmişti.21

 

ENDÜLÜSÜN RUHU: KÜTÜPHANELER

 

Kitap sevgisinin tabii neticesi olarak, Endülüs'te çok sayıda kütüphane kurulmuştur. Bu kütüphanelerin bir kısmı devlete, diğer kısmı ise şahıslara aitti. Devlete ait olanların en ünlüsü, hiç şüphesiz II. Hakem tarafından tesis edilen 'Saray Kütüphanesi' idi. Tarihte eşine ender rastlanan bilge hükümdardan biri olan II. Hakem, kelimenin tam anlamıyla kitap aşığı bir kimseydi. II. Hakem’in, İslam dünyasındaki şehirlerde kitap toplamakla görevlendirdiği özel memurları dahi bulunmaktaydı. Kitaplara o kadar âşıktı ki, çeşitli ülke hükümdarlarına hediye ve armağanlar gönderip, bunların karşılığında kitap talebinde bulunmaktaydı. Örneğin; Bağdat'ta bulunan Ebul Ferec el İsfehani'ye bin dinar göndermiş, bu vesileyle bu âlimin 'el- Egani'adlı eserini Bağdat'taki okuyucularla buluşmadan Kurtuba'ya getirtmiştir. Onun gayretleri neticesinde, 'Saray Kütüphanesi'nde toplanan el yazması kitapların sayısı dört yüz bin cildi aşmış vaziyetteydi. Bu el yazmalarının isimlerini ihtiva eden katalog ise her biri elli yapraktan oluşan tam kırk dört cilt kadardı.22

           

Kütüphane söz konusu olunca Kurtuba'da dikkatimizi çeken hususlardan bir tanesi de, burada kitap çarşılarının bulunmasıydı. Kitap çarşılarının varlığı, şahısların kendi özel kitaplık veya kütüphanelerini kurma işini kolaylaştırmaktaydı. Özel kütüphane sayısı sadece Kurtuba'da yetmiş civarındaydı. Bu özel kütüphanelerden birisi, Kurtuba'da İbni Futeys ailesine aitti ve 'Saray Kütüphanesi'nden sonra şehirdeki kütüphanelerin en büyüğü idi. Müstakil bir binadan ibaret olan bu kütüphanede, maaşlı olarak bir müdür ve altı müstensih çalışmaktaydı23

 

            İbn Beşküval, Aişe isimli bir hanımın, Kurtuba'nın en gözde kütüphanelerinden birine sahip olduğunu haber vermektedir. Meriyye'de vezirlik yapmış olan İbni Abbas, tıpkı II.Hakem gibi dört yüz bin ciltlik bir kütüphane kurmaya muvaffak olmuştu. Bu kişinin, Meriyye Sultanı ile Gırnata Sultanı arasındaki savaşta Gırnatalılara esir düştüğünde, kendi canından çok kitaplarını düşündüğünü,'Ey Allahım! Kitaplarım ne olacak'? diyerek sızlandığı rivayet edilmektedir. Runde hâkimi İbni Hâkim el Lahmi'nin topladığı kitaplar o kadar çoktu ki, Sarayın kapasitesi bunları almaya yetmemekteydi.24 Kurtuba’da hangi sokak ve caddeye girerseniz muhakkak karşınıza kitap çarşıları ve kütüphaneler çıkacaktır. Sayıları o kadar çoktu ki şu söz darb-ı mesel haline gelmişti: "Kurtuba'da bir şarkıcı ölse, çalgı aletleri İşbiliye'de satılır; buna mukabil İşbiliye'de bir âlim ölse, kitapları Kurtuba'da müşteri bulur."

           

Ortaçağda Kurtuba'nın yanı sıra, Tuleytula bilimsel çalışmalara önem vermiş bilimsel ve felsefi eserlerin tercüme edildiği bir merkez halini almıştı."Tuleytula'da yılda 60 bin kitap basılmaktaydı; ayrıca dünyanın herhangi bir yerinde basılan bir kitap, kervanlar vasıtasıyla Tuleytula'ya getirilir ve basımı yapılarak çoğaltılırdı." Tuleytula’daki çeviri faaliyeti, Abbasiler dönemindeki Beytü'l Hikme'den sonraki en kapsamlı tercüme etkinliği olarak bilinmektedir. Tuleytula, Doğuya ait fikir ve değerlerin Batıya nakledilmesinde hayati bir merkez konumundaydı.

            Endülüs’ün kütüphanelerinden bahsedip bilim adamlarından bahsetmemek, Endülüs için bir hakaret sayılır. Endülüs’te her dalda âlimler yetişmiştir. Her biri sahasının önde gelen isimlerinden olan ''İbn Tufeyl, İbn Cebeyr, İbn Bacce, İbn Firnas, İbn Mesere, Zerkali, İbn Rüşd, İbn Meymun, İbn Haldun, Şatibi; zahiriliğin doruğundaki isim İbn Hazm ile Batını çizginin en tepesindeki isim olan İbn Arabî ve daha yüzlercesi Endülüs'ün münbit ortamında yetişmişlerdir."26

 

Yukarda ismini zikrettiğimiz ve zikredemediğimiz yüzlerce âlimin çalışmalarıyla Arapça bir bilim dili haline gelmiştir. İspanyol araştırmacı Dozy'e göre "Endülüs'te Müslümanlar arasında görülen yüksek okuma - yazma oranın hiçbir Avrupa ülkesinde rastlanmadığı, bu ülkelerde kültürün daha çok Ortaçağ kilisesinin dini renkli etkisinde kaldığını dile getirmiştir."27

 

ÇÖKÜŞ

 

Endülüs İslam Medeniyeti’nin çöküşü, "Hıristiyan Avrupa’nın kıyamete kadar silinmeyecek olan bir yüz karası durumdur. Zira bu çöküş, sadece bir vatanın işgali değildir. Avrupa’daki orta çağ karanlığına ışık tutmuş bir milletin bütün değerleriyle birlikte toptan imhasıdır. İlim ve irfan yuvası Endülüs tamamen yakılıp yıkılmış; medreselerinden, mekteplerine kütüphanelerindeki en küçük eserlerine kadar, geriye bir iz bırakmamasına vahşice tarumar edilmiştir. Sekiz asır Avrupa’ya medeniyet muallimliği yapmış büyük bir millet, şanlı bir medeniyet, bir daha yeşeremeyecek şekilde yok edilmiştir.''

           

Nobel ödüllü Fransız Fizikçi Pierre Curie bu hakikatı şöyle ifade etmiştir:" Endülüs'ten bize otuz kitap kaldı, atomu parçalayabildik. Eğer yakılan bir milyon kitabın yarısı kalmış olsaydı, çoktan uzayda galaksiler arasında geziyor olacaktık.''

           

Son zamanlarda ülkemizde Arap harflerinden Latin harflerine geçişin sebepleri izah edilirken, "Latin harflerinin yazımının daha kolay olduğu ve bilim diline daha uygun olduğu önemli bir sebep olarak dile getirilir. Ancak Latince uzmanı olan İspanyol Julıan Ribera'ya göre tam aksi bir durum söz konusudur. Yani Arap harfleriyle yazı yazmak, Latin harfleriyle yazı yazmaktan daha kolaydır. Çünkü Arap harfleri daha kıvrak; ellerin fazla iniş-çıkış yapmadan ve kırılmadan hareketine daha uygundur. Söz gelimi Muhammet kelimesini, Latin harflerle bir kez yazana kadar geçen süre içinde Arap harfleriyle tam dört kez yazmak mümkündür. Arap harflerinin bu özelliğinden dolayı daha çok sayıda kitap yazılmasına, dolayısıyla daha yüksek bir kültür düzeyinin oluşmasına katkıda bulunmuştur."29

           

Bir medeniyetin zenginliği ve yükselişi ürettiği bilim, sanat, edebiyat ve felsefe eserleriyle ölçülür. Eğer bu alanlarda kitap üretemiyorsanız çöküşünüz hızlanacaktır. Ayrıca diliniz bir bilim dili haline gelemeyecek 'bilgi güçtür' ilkesinden uzak kalacak ve gök yıldızlarını bir süs olarak izlemeye devam edeceksiniz.

 

KAYNAKÇA

1- ALTUNHİLAL, Selahattin(1986). Büyük Bir Medeniyetin Acı Sonu,

2-Derin Tarih,(2015).S4,s2-3,

3-Vikipedia(https://tr.wikipedia.org/wiki/End%C3%BCl%C3%BCs)

4- ÖZDEMİR, Mehmet,(2014).Endülüs, Ankara, İsam yay.

5- ÖZDEMİR, Mehmet(2013).Endülüs Müslümanları Kültür ve Medeniyet, Ankara, TDV,

6- Bilge Adamlar,(2013) Kayıp Kıta Endülüs

9- GARAUDY, Roger(2015)Endülüs’te islam, İstanbul, TEV

10- ÖZDEMİR, Mehmet(2013).Endülüs Müslümanları 1,Ankara, TDV

11- ÖZDEMİR, Mehmet(2013).Endülüs Müslümanları 2,Ankara, TDV

12-PAŞA, Ziya(2012).Endülüs Tarihi, Selis Yayınları

Bu yazı toplam 3034 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Hezekile El Musuli
31 Ekim 2016 Pazartesi 10:55
10:55
Çok Sade Ve yazarın Duygulardan ırak bir yazım olmuş burda paylaşılan bilgiler yazarın (eğer varsa) yazıya yansıttığı görüşlerini o kadar ezmişki ben göremedim. Birde Sevgili Eğitimle diriliş dergisi emekçilerinin bu geçmişe olan saplantılarınıda anlamıyorum doğrusu. tutturmuşsunuz bir endülüs gidiyorsunuz. Hadi Hayırlısı Diyelim. Selam ve rahmet salihlerle olsun
Yazarın Diğer Yazıları

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş | Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlara aittir. Kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Güneş dünası panel tarımsal sulama