GAZZE’NİN YIKIMINDAN İNSANLIĞIN ÖZ YIKIMINA: JÜRGEN HABERMAS / Köşe Yazısı - Hasan UYAR
Hasan UYAR
Bu yazı Eğitimle Diriliş dergisinin 23. sayısından alınmıştır.
18 Haziran 1929 Duesseldorf doğumlu Jürgen Habermas’ın ailesi, Frankfurt Okulu’nun Yahudi diğer ilk kuşak üyelerinin aksine Protestan bir küçük burjuva ailesiydi. Habermas sosyoloji, siyaset bilimi, iletişim bilimleri ve felsefe profesörüdür. Jürgen Habermas geliştirdiği İletişimsel Eylem Kuramı ile toplum kuramı alanında oldukça ses getirmiş üst felsefe tartışmalarına önemli bir açılım kazandırmıştır. Alman toplum kuramı ve eleştirmenidir. Habermas iletişim kuramı, biçimsel olmayan uslamlama, toplum bilimi gibi değişik alanlara önemli katkıları olmuştur. Jürgen Habermas 1968 yılında yayımlandığı Bilge ile İnsan İlgileri kitabı Frankfurt Okulu’nun eleştirel kuramının önde gelen adlarından biri olmuştur. Ancak temelde kitle, eleştirinin merkezindeydi. Muhafazakâr eleştirilerle temel fark kendiliğinden ortaya çıkıyordu. Kitleler bu sürecin sorumlusu değil mağdurlarıdır. Bu bağlamda Frankfurt Okulu’na kadar yapılan eleştirilerin muhafazakâr bir tona sahip olduğu söylenebilir.
19. yüzyılın sonu ile 20. Yüzyılın başında sosyalist-Marksist düşüncelerden etkilenen radikal bir toplum eleştirisinin ilk temelleri atıldı. Frankfurt Okulu olarak ifade edilen radikal eleştiride kitlelerin hareketsiz hale getirilmesi ve yabancılaşması temel kalkış noktasını oluşturuyordu. Frankfurt Okulu’nun çalışmalarını derinden etkileyen hadise ise şüphesiz Nazizm’in yükselişiydi. Enstitü bu yüzden faşizmin yükselişi karşısında Marks’ın göz ardı ettiği toplumsal koşulları yeniden ele alma ihtiyacı hissetti. Marksizm’in çöküşü karşısında faşizmin yükselişi Enstitü’deki düşünürler tarafından “Marksizm’i yoz ve bayat tutuculuk potasından kurtarmak” şeklinde özetlendi. Modernite eleştirisinin kökenleri de buraya dayanmaktadır. Bugünkü tartışmaların odağında olan Habermas hariç Frankfurt Okulu’nun neredeyse bütün temsilcileri Yahudi kökenlidir.
Frankfurt Okulu’nun en temel amacı geleneksel bilim düşüncesini yerle bir etmektir. Bu sebeple öncelikle eleştirisine giriştikleri şey pozitivizm oldu. Frankfurt Okul’una mensup olan isimler için pozitivizm sadece akademik bir düşman değil politik olarak da ortadan kaldırılması gereken bir düşünme biçimiydi. Olguları var eden bireysel faktörleri ve toplumsal, ekonomik ya da kültürel bağlamı görmezden gelmesi sebebiyle pozitivizm tahakküm ve sömürüye dayalı geleneksel kuramın merkezinde yer almaktadır. Frankfurt Okulu açısından insan tarihin nesnesi değil öznesi ve üreticisidir.
İnsan, gizemli yanları olduğu gibi bilime doğrudan konu olan bir varlık da değildir. Bu nedenle Okul düşünürleri, insanın bilim ideolojisine bir malzeme olarak sunulması düşüncesine karşı çıkmışlardır. Özellikle "Tek Boyutlu İnsan" isimli kitabında Marcuse, insanın insani vasıflarından arındırılmasını modernliğin öz yıkım’ı olarak tanımlayarak oldukça etkili eleştirilerin gelişmesine sebep olmuştur. Toplum içinde insanın savunmasız bırakılması doğal olarak en başta şiddeti ve Almanya tecrübesinde olduğu gibi soykırımı normalleştirmektedir. Pozitivizm eleştirisinden başlayarak Frankfurt Okulu insanın modernlik içerisinde maruz kaldığı yıkıcı kültürel yozlaşmayı kültür endüstrisi kavramsallaştırması yoluyla analiz etmeye çalışmıştır. Tüm bu öz yıkımın en güzide örneklerini ise modernliğin şımarık çocuğu “İsrail” temsil etmektedir. Yahudi devletinin kuruluşu, tarihteki neredeyse tüm devletlerin kuruluşundan farklıdır: işgal ve ayrımcılık yoluyla kuruluş.
İsrail’in insanlığın aklıyla dalga geçer gibi yaptığı bu ilkel propaganda, çocukları kahkahalarla güldürür ama gönlü Siyonizm’den yana bazı büyük filozofları hemen ikna etmeye yetebiliyor. İçlerinde ideal iletişim ortamının ve koşullarının büyük teorisyeni, eleştirel kuramın son büyük temsilcisi Jürgen Habermas’ın da bulunduğu bazı filozofların bildirisi aslında neresinden bakarsanız büyük bir skandal. Aksa Tufanı sadece siyaseti, sadece askeri bölgeleri, sadece medyatik anlatıları vurmamış, yüzyılın felsefesini de kevgire çevirerek delik deşik etmiş. Habermas İsrail’in bütün dünyanın gözü önünde yürüttüğü soykırım vahşetine dair hiçbir sahneyi görmemiş veya gördüğü kadarını ancak İsrail’in “Hamas’ın aşırı vahşetine karşı verdiği tepkisi” olarak nitelemiş. Hamas’ın söylemlerinde Yahudileri ortadan kaldırma niyetinde olması dolayısıyla İsrail’in buna misilleme yapmasının (tabii ki bu misillemenin bütün Gazze halkını yok etmeye doğru gitmesine aldırmaksızın) haklı olduğunu açıkça savunuyor Habermas. İsrail’in yaptığı şeyin soykırım olarak nitelenmesine de karşı çıkıyor ve İsrail’de veya Almanya’da Yahudilerin bir kez daha hayati tehlikelere maruz kalması ve sokaklarda fiziksel şiddetten korkmak zorunda kalmasının kabul edilemez olduğunu da eklemiş sözlerine. Aksa Tufanı’ndaki başarı hayatını Batı eleştirisine adamış Habermas’ı bile korkutmuş olmalı ki akıl ve ahlak dışı sözlerle barbarlığı ve soykırımı destekleyebiliyor. Habermas ‘a göre Hamas'ın aşırı vahşeti ve İsrail'in buna tepkisinin yarattığı mevcut durum, bir dizi ahlaki ve siyasi açıklama ve protestoya yol açtı. İfade edilen tüm çelişkili görüşlerin arasında, tartışılmaması gereken bazı ilkelerin olduğuna inanıyoruz. Bunlar, İsrail ve Almanya'daki Yahudilerle doğru anlaşılan bir dayanışmanın temelidir.
Genel olarak Yahudi yaşamını ortadan kaldırma niyeti ilanının eşlik ettiği Hamas'ın operasyonu, İsrail'in misilleme yapmasına neden oldu. Prensipte haklı gibi görünen bu misillemenin nasıl gerçekleştirildiği tartışmalı bir konudur; orantılılık ilkeleri, sivil kayıpların önlenmesi ve savaşın gelecekte barış umuduyla yürütülmesi yol gösterici ilkeler olmalıdır. Filistin halkının kaderiyle ilgili tüm endişelere rağmen, İsrail'in eylemlerine soykırım niyetleri atfedildiğinde, muhakeme standartları tamamen kayıyor.
Özellikle, İsrail'in eylemleri hiçbir şekilde Yahudi karşıtı tepkileri haklı çıkarmaz, hele de Almanya'da. Almanya'daki Yahudilerin bir kez daha hayati tehlikelere uğraması ve sokaklarda fiziksel şiddetten korkmak zorunda kalması kabul edilemez. İnsan onuruna saygı gösterme yükümlülüğüne dayanan Federal Cumhuriyetin demokratik ethosu, Yahudi yaşamı ve İsrail'in var olma hakkını, Nazi döneminin kitlesel suçları ışığında özel korumaya değer temel unsurlar yapan bir siyasi kültürle bağlantılıdır.
Özgürlük ve fiziksel bütünlüğün yanı sıra ırkçı hakarete karşı korunmaya ilişkin temel haklar bölünemezdir ve herkese eşit şekilde uygulanır. Buna, ülkemizde her türlü bahaneyle Yahudi aleyhtarı hissiyat ve kanaati besleyen ve şimdi bunları çekinmeden söylemek için hoş bir fırsat gören herkes de uymak zorundadır."Habermas açık ve net bir şekilde Siyonist barbarlığı aklama yoluna giderken kendi düşünce sistemi içerisinde kapatılması mümkün olmayan bir tutarsızlığa düştü. Eleştiri üzerine temellendirdikleri görüşlerini Siyonizm söz konusu olunca yıkıp geçmiş. Ahlak olmayınca bilginin ne anlamı var. Almanya’ya yaptığı “hatırlatmalarla” -ki bunlara pekâlâ tehdit denebilir- Habermas, Siyonist algı operasyonlarına başvurarak aslında Batılı değerlerin var olabilmesini ve Alman toplumunun birlikteliğini işgalci Siyonistlerle kurulan ittifakın devamına bağlıyor. Sanki olay Hamas’ın saldırganlığıyla başlamış gibi. Sanki bu olayın 75 yıllık bir işgal ve en vahşi nekbe, yerleşim, gasp, işgal, katliam tarihi yokmuş gibi. Bu tiplerin gözleri var gerçekleri görmezler, kulakları var ama gerçekleri işitmezler, dilleri var gerçekleri konuşamazlar.
Habermas’ın tutarsızlığı aslında 7 Ekim’den bu yana yaşanan rezilliği bir üst boyuta taşıdı. Özellikle Batı’nın (özgürlük, insan hakları, demokrasi vb.) helvadan putlarını yediklerini en bariz şekilde bize bir kez daha gösterdi. Aksa Tufanı askeri bir operasyonun ötesinde fikir dünyasında da önemli gelişmelere sahne oluyor. Batı’nın maskesini düşürüyor. Aksa Tufanı Batı'nın entelektüel çöküşüne de Habermas vb. üzeriden şahit oluyoruz. Aksa Tufanı felsefenin üzerindeki o ince işlenmiş tozdan kabuğu silip süpürdü. Aksa Tufanı ile başlayan süreç, Batılı ülkelerin söylemlerinin hiçbir anlamı olmadığını bir kez daha kanıtlarken bebek katilleriyle kol kola girmek için birbiriyle yarışan Batılı politikacılar ise siyasi olarak Batı’nın bittiğinin resmini çiziyorlardı. Ancak görülen o ki çöküş sadece siyasi bir çözülmeyle sınırlı değil. Entelektüel olarak da Batı’nın ciddi bir kriz içine girdiğini görmek için Habermas’ın cümlelerini okumak yeterli. Yani tabir-i caizse Batı’nın içinden çıkan en "toleranslı" ve muhatabını anlamaya dönük düşünce insanlarından bahsediyoruz. Habermas ise bu ekolün yaşayan son temsilcisi olarak ortalıkta gezerken yaptığı barbarlık savunusuyla şu soruyu ister istemez suratımıza çarpıyor: En iyisi bu ise en kötüsü nasıldır?
Aslında en kötüsünü yaşıyoruz. Daha doğrusu Filistinli kardeşlerimiz yaşıyor. Marcuse’nin belirttiği üzere “egemenler tarafından kurulan” işgal rejimi modernliğin taşıyıcısı ve silahlı karakolu olarak Filistin’i yıllardır yavaş yavaş işgal ediyor. İşgale direnen mazlum ve onurlu Filistin halkı ise yüksek ölçekte Batılı olan her şey için tehdit içeriyor! Bu noktada Batılı halklar, yoğun katılımlı gösterilerle devletleri kınarken entelektüel çevreler ise Habermas gibi isimler düşünüldüğünde Siyonist vahşete meşru zemin bulma derdine düşmüş durumdalar. Konu Müslümanlar olunca küfür her zaman ki gibi tek millet. Siyonistler kendi hikâyelerini inşa etmek için kurgusal bir tarih anlayışına başvurarak Filistin toprakları üzerinde tahakküm kurdular. Vahşet dolu tarihiyle Siyonistler toprağı kana buladılar, ev sahiplerini “öteki” ilan ederek anlatıyı yeniden kurdular. Tıpkı modern Batı düşüncesinin insanlık tarihini yeni baştan yazması gibi bu da insanın ve tarihin öz yıkımı anlamına geliyordu. Bu noktada Habermas, Siyonizm ile Yahudilik arasındaki temel farkları dahi unutturup görünmez kılarak sahtekârlıkla yıkımı derinleştiriyor...
Habermas’a ait olan bu sözler ötekiye karşı nefretle yazılmış son açıklama okunduğunda trajik bir durum ortaya çıkartıyor. Habermas’ın ortaya döktüğü cerahat, Batının dünyaya vaat edebileceği bir şey kalmadığını hepimize gösteriyor. Eleştirel ekolden çıkan düşüncenin işgal rejimini aklama şeklinde cereyan etmesi Gazze’nin yıkımından insanın öz yıkımına doğru Habermas’ın hikâyesini özetliyor.
Kaynak:
Gazze’nin yıkımından insanın öz yıkımına: Jürgen Habermas –Hak Söz Haber ABDURRAHMAN GÜNER
Felsefenin içinden de bir Aksa Tufanı geçiyor: Habermas-Yeni Şafak YASİN AKTAY
İsrail vahşetine omuz veren Habermas neyi temsil eder? -Yeni Şafak SELÇUK TÜRKYILMAZ
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
- GAZZE’NİN YIKIMINDAN İNSANLIĞIN ÖZ YIKIMINA: JÜRGEN HABERMAS13 Kasım 2025 Perşembe 14:06
- İSLAM CEZA HUKUKÇUSU ABDULKADİR UDEH3 Haziran 2025 Salı 20:41
- EZHER TALEBESİ CÜBBESİNİ GİYEN İLK GAYRİMÜSLİM: GOLDZİHER -8 Nisan 2025 Salı 21:47
- NAMAZ14 Aralık 2024 Cumartesi 19:42
- DİRİLİŞ NESLİNİN ÖNCÜSÜ: SEZAİ KARAKOÇ 28 Haziran 2024 Cuma 13:46
- MİSYONERLİKTEN İSLAM DAVETİNE: MUSA BANGURA14 Mayıs 2021 Cuma 14:30
- Feridüddin-i Attar20 Kasım 2018 Salı 21:48
- Cihad6 Mayıs 2018 Pazar 22:11
- Gurbete Giden İlk Öğretmen (Mus'ab Bin Umeyr)7 Ekim 2017 Cumartesi 08:25
- İslam’ın Silahsız Askerleri (Kırmızı Gömlekliler)29 Mayıs 2017 Pazartesi 09:01
- Salih ESKİTAŞŞEYH MIHEMED

- Hülya AKCEBEBİR MEDENİYETİN ÇÖKÜŞÜ

- Hasan UYARGAZZE’NİN YIKIMINDAN İNSANLIĞIN ÖZ YIKIMINA: JÜRGEN HABERMAS

- Yusuf YAVUZYILMAZBATI KARŞISINDA FARKLI TUTUMLAR

- Ebubekir AytekinBATILI KÖLE AVCILARI VE KÖLE PAZARLARI

- Halit AKELSÖZÜN GEÇER AKÇE OLMADIĞI BİR ZAMAN

- BaşyazıBATI’NIN ENTELEKTÜEL ÇÖKÜŞÜ
.jpeg)
- Mehmet ÖZELPOST TRUTH (GERÇEKLİK SONRASI) ÇAĞDA FİLİSTİN SORUNUNU KONUŞMAK

- Bilge ÇAĞLANMODERN EĞİTİMLE DEĞİŞEN DİNDARLIK

- Veli KARATAŞ “AKLA VEDA” AKL-I SELİME DAVET

- Mehmet ALTUNÜLKEMİZDEKİ EĞİTİMİN DÜNÜ BUGÜNÜ VE YARINI

- Ali KARAKAŞFUAT SEZGİN VE HADİS KİTABETİNE DAİR İDDİALARI

- Kemal SAYARKemal Sayar İyiliğin kanatları

- Musa ARMAĞAN MEVDUDİ'NİN İSLAMIN GELECEĞİ VE ÖĞRENCİLER KİTABI ÖZETİ

| İMSAK | GÜNEŞ | ÖĞLE | İKİNDİ | AKŞAM | YATSI |
| 04:22 | 05:44 | 11:45 | 14:58 | 17:34 | 18:49 |