Fikri Tuna ve Hali Pür Melalimiz / Köşe Yazısı - Bilal AKGÜL

24.6.2019 06:46:06
Bilal AKGÜL

Bilal AKGÜL

 Fikri Tuna ve Hali Pür Melalimiz

Hatıra türünün kişi hayatına ruh veren, dönüştürücü bir etkisinin olduğuna inananlardanım. Yakın zamanda Ali Ulvi Kurucu’nun hatıralarını kaleme M Ertuğrul Düzdağ ’ın 4 ciltlik eseri, tam da bu türden, ruh veren özelliğine şahitlik ettim. Bu eserin ciddi bir tahrifatın ve yanlış bilginin olduğu yakın tarihimizle ilgili önemli bir boşluk doldurduğu kanaatindeyim.

Düzdağ ‘ın eserinden sonra Fikri Tuna ‘nın hatıralarını okumak, aynı dönemle ilgili bir başka gizli hazineyi keşfetmek hakikaten mutluluk verici oldu benim için. Ruh verici oldu. Fethi Güngör’ün hazırladığı eserin kanaatimce ilk dikkat çeken yönü, salt yaşanan hadiselerin paylaşımı ile sınırlı kalmaması, hadiselerin arka planını da bazen ayrıntılı bir şekilde ele alan bir yönünün olmasıdır.

İslam dünyasının derin aklı ve seyyahı olarak tanımlanabileceğimiz Fikri Tuna, birçok ülkeyi dolaşmış, birçok ülkenin devlet başkanı, yöneticisi ile birebir muhatap olmuş, çeşitli araştırmalar yapmıştır. Kurduğu bağlantılar ile adeta İslam dünyasının sigortası olmuştur.

Kahramanmaraş’ın Göksun ilçesinin Kançuvey köyünde dünyaya gelen Tuna’nın köyü hakkında sözü Tuna’ya verelim: “Kançuvey köyü hacim itibariyle küçük bir köy sayılsa bile otuzlu yıllarda fikir ve kültür bakımından önemli birikime sahip bir köydü. Köyde birkaç müftü, Mısır’da yetişmiş büyük âlimler, Halep’te okumuş âlimler yaşamaktaydı. Hem Osmanlı hem Cumhuriyet döneminde okulu olması sebebiyle köyde yaşayan kadın erkek herkes okuma ve yazma bilirdi. Sıradan halk tarafından Hülasatül Beyan Tefsiri, Tarih-i Taberi gibi ciddi eserlerin okunduğu ilim ve irfan meclisi köy, bu özelliğiyle komşu köylerden farklı idi.” Entelektüel boyutu güçlü, eşi benzeri az bir köy…

İslam dünyasının gidişatı hakkında önemli tespitlerde bulunan Tuna, uyanışın, sömürüye karşı direnişin sembolü olarak Cemalettin Afgani’yi gösterir. Ona göre Cemalettin Afgani, Şark’ta ilk olarak Batı sömürgesinin niyet ve amacını en iyi anlayan kişidir.

İslam dünyasında yakın zamanda ortaya çıkan sömürü karşıtı hareketlerin tamamının Afgani ’den beslendiğini söyleyen Tuna, Cezayirli eski bakan Mevlüd Kasım’ın şu ifadelerini paylaşır: “ İslam âleminde sömürge sistemine karşı çıkan hiçbir hareket Cemalettin Afgani’siz olmamıştır. Ortadoğu’da, hatta bütün Şark’ta sömürge ve sömürge ile mücadele tarihi Cemalettin Afgani’siz yazılamayacaktır. İngilizlerin şeytanlığını, entrikalarını ve kaypak siyasetini ondan daha iyi anlayan bir Şark’lı gelmemiştir.”

Sömürülme ve sömürülmeye müsait olma kavramlarının üzerinde çokça duran Tuna, Malik bin Nebi’ye de özel bir önem verir. Nebi ile bir süre beraber kalan Tuna, sömürülmeye müsait olduğumuz müddetçe mevcut durumumuzun ortadan kalkamayacağına dair net bir kanaat ortaya koyar. Dünyadaki sömürü politikalarının merkezinde İngilizleri gören Tuna, kendini Türkiye’deki en büyük İngiliz düşmanı olarak göstermekten çekinmez ve Afgani ’nin şeytandan daha şeytan gördüğü İngilizler yüzünden dün de, bugün de, yarın da sorunlar yaşayacağımıza dair düşüncelerini benimser.

Tuna’ya göre İngiliz siyasetini anlamazsak ilelebet sömürülmeye devam edeceğiz… Nerede bir bela, karışıklık ve İslam aleyhine bir pusu varsa, onda mutlaka İngiltere’nin parmağı vardır. İki büyük tehlikenin varlığına işaret eden Tuna, Şark’ta bilinen aksine bu iki tehlikeyi İngiltere ve İsrail olarak ifade eder. Amerika’yı değil.

Tuna, İslam dünyasının özeleştiri konusunda zayıf kaldığının altını çizer. Rusya ile bizim devrimlerimiz aynı çağa rastlamasına rağmen Rusların Birinci Dünya Savaşı’nda mağlup olup esir düşen Alman bilim adamlarını harıl harıl çalıştırarak, Amerika’dan sonra dünyayı titreten korkunç bir güç şeklinde ortaya çıktığını ifade ederek, bizde ise “içerinin tepeden inmeci yaklaşımlarla dizaynı” ile uğraşıldığına göndermede bulunur.

Osmanlı’nın yükseliş döneminde adeta soykırımdan geçirilen Endülüs ile ilgili dişe dokunur bir çalışmanın yapılmamasını irdeler. Endülüs uzmanı Abdullah Enan’ın, Osmanlı Devleti’ni tenkid eden görüşlerini paylaşır.” Gücünün zirvesinde iken Endülüs’e destek olmadılar!” diye. Sebebini de şöyle açıklıyor: ”Zira Endülüs kültürünü kavrayacak medeniyet seviyeleri yoktu!”

Sömürü düzenlerinin geçmişte ve günümüzde sömürdükleri yerlerle ilgili yaptıkları çalışmalara değinir. Fransızların Cezayir’in köyleri hakkında bile yüzlerce eserler yazdıklarına, 1500’den 1830’lara kadar Cezayir’de kalan Osmanlı bir tek eser bile yazmamış olmasına hayıflanır. Ne Japonya’yı ne Hindistan’ı ne Şark’ı ne de Garb’ı tanıyamamamızdan dolayı serzenişte bulunur.

Sömürüye elverişlilik durumunun iyi anlaşılması gerektiğine vurgu yapar ve bir Senegalli Müslüman’ın Emir Şekip Arslan’a yönelttiği soruya dikkatleri çeker: ”Asıl şeref, Allah’a, elçisine ve inananlara aittir.” (Münafikun: 8) ayetini ele alarak, ”Kur’an böyle diyorken bütün İslam âleminin düştüğü bu zillet ve meskenete ne diyeceğiz ve bu iki olayı nasıl telif edeceğiz? Sömürü düzeninin ve sömürüye elverişlilik durumunun iyi anlaşılmasının elzemliğine vurgu yapar.

Mevcut sömürü düzeninin çarklarını oluşturan etkenleri sıralarken kabile ve kavmiyetçilik taassubuna temas eder. Endülüs medeniyetini yıkan etkenlerin başında Kahtani ve Adnani taassubu olduğunu belirtir. Ona göre “Emeviler Arap milliyetçisi bile değildi, kabileciydi. Şimdi Yemen’den Sudan’a kadar yaşanan ihtilafların temelinde de bu kabilecilik yatmaktadır.” der.

Kavmiyetçilikle birlikte sömürü çarkına su taşıyan bir diğer unsur ise mezhepçilik- mezhep taassubu olduğunu söyler. “Bu kadar zaman geçmesine rağmen mezhep taassubu devam ediyor. Bu ayrılığı gidermek çok zordur. Ama bu yapılmazsa sömürüye yem olmaktan kurtulamaz Müslümanlar.”

Fikri Tuna ‘nın İran, Humeyni ve devrimi ile ilgili yaklaşımları da dikkate değerdir. Mezhep taassubunu aşması durumunda İslam dünyası için bir umut olma ihtimalinden bahseder İran devriminin. Fakat görünen durumun bu konuda pek de ümitvar bir tablo oluşturmadığını söyler. “Humeyni’nin dış politikasının içeride etkin olmadığını gördüm. Ziyaret ettiğim bir üniversitenin müdürüne sordum, acaba Humeyni’nin dış propagandasını, İran halkı anladı mı, hazmetti mi?  Yani dış propaganda içteki duruma uyuyor muydu? Maalesef içeride mezhep taassubu vardı. Dışa yansıtılan propagandada bu yoktu. Demek ki dışarıya yansıtılan politika samimi değildi. Sorduğum kişi de kabul etti, dışa yansıtılan propaganda içi yansıtmıyor. İçte Şii mezhebi esastır. Sonrasında bunların tamamının sadece propaganda olduğu anlaşıldı ve itiraf edildi.”

Mevcut durumun ortadan kalkması ile ilgili de somut öneri olarak şunları söyler: “Irak parçalandı, şayet sömürüye elverişlilik durumundan kurtulamazlarsa yarın İran’ı, öbür gün Türkiye’yi parçalayacaklar. Çaresi;1) Birlik, 2) Teknolojik ve ekonomik güç elde etmek. Bu ikisi olmazsa gece gündüz dua etseler fayda etmez.”

Kitap, İslam dünyasının çok farklı bölgeleri ile ilgili ilmi ve tecrübi arka planı güçlü zengin bir içeriğe sahip. Konuya ilgi duyanların mutlaka okuması gereken bir kitap… Selam ve dua ile.

Kaynak: Fethi Güngör, Maraş’tan Marakeş’e Fikri Tuna, Pınar Yayınları, Şubat 2019 İstanbul

Bu yazı toplam 303 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş Dergisi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.