İslamın Geleceği ve Öğrenciler / Köşe Yazısı - Musa Armağan

30.10.2019 22:30:06
Musa Armağan

Musa Armağan

  MEVDUDİ'NİN İSLAMIN GELECEĞİ VE ÖĞRENCİLER KİTABI ÖZETİ

Bismillahirrahmanirahim.

Milletlerin kültür ve duygarlıklarını korumalarının yolu, yeni nesillerin kendi değerlerine bağlı olarak yetiştirmelerinden geçmektedir. Çocuklar bizim geleceğimizdir sözü, tam olarak bu manaya gelmektedir. Maalesef günümüz gençliği sosyal medya ve internete girmekten, okumaya fırsat bulamayan, sorgulamayan, sanal alem alimi olduğu için her şeyi bildiğini zanneden ama okuduğunu anlamaktan aciz, hısım akrabasını dahi görmeyen, tanımayan bir kuşak ile karşı karşıyayız. Şimdi bu sorunun temel nedenlerini irdeleyelim .

Mevdudi; İslam ülkeleri derken bölgesel sınırları veya büyük dağları ya da çağıldayan şelaleleri değil, bu sınırlar içerisinde yaşayan insanları kastetmiş, ümmet olabilmeyi öncelemiştir.

 ‘’ İnsanın yok olmakla her an karşı karşıya bulunduğu ve her şahsın belirli bir ömrünün olduğu bilinen bir gerçektir. O halde, biz bu ülkelerde uygarlık ve kültürümüzün iyice yerleşip kökleşmesini, medeniyet ve hayat felsefemizin devamını istiyorsak; bu, ancak seleflerimizden devraldığımız mirası   güvenilir ,saf ve doğru bir biçimde gelecek nesillere aktarmakla mümkündür. Hatta bu da yetmez, bu emaneti kendilerinden sonraki kuşaklara taşımada üzerine düşen sorumlulukları yeterli ve bilinçli bir şekilde gerçekleştirebilmeleri için, genç nesillere gerekli eğitimin verilmesi kaçınılmazdır.  ‘’

Yani Fiziksel anlamdaki sınırları değil,  belirli bir toprak parçası üzerinde bilinçli ve şuurlu olarak islami bir hayat yaşayan halkların varlığı, İslam ümmeti için bir umut teşkil etmektedir.

   Fiziksel   (ABD, Kanada, Almanya, Hindistan gibi ) sınırları “İslami” olmayan ülkeler, “İslami” bir yaşama  sahip  olmadığı halde içinde bir avuç müslümanınislamı   yaşaması  ve yaşatması için gerekli olan sistemin,  alt yapının olmaması, o kişilerin İslam kültür ve uygarlığı mirasını, haleflerine  bırakma  konusunda ciddi sorunlar yaşamaktadır.

Bunun en belirgin özelliğini Mısırda görebiliyoruz ; “Firavunların ortaya koymuş olduğu kültür ve uygarlıktan kalan hiçbir yazılı ve yazısız bilgi yoktur, sadece tarihe direnen fiziksel yapıları kalmışken, artık bu yapıları bina etme bilgi ve birikimine sahip halefleri kalmamıştır. Çünkü devam eden nesiller, seleflerinden aldıkları mirası haleflerine aktaracak ehliyeti kaybetmişlerdir, yani milletlerden herhangi biri  milli kimliğini kaybettiğinde ya da  başka bir kimliğin potasında eridiğinde ,bu artık o milletin yok olması, tarihten silinmesi anlamına gelir ’’

Uygarlık mirasını gelecek nesillere aktarma görevi

“Herhangi bir milletin tarih içerisindeki bekasını, sıhhatli bir şekilde devam ettirebilmesinin yolu, o milletin kendi kimliğini koruyabilecek yeterlilik ve kapasitede  yeni nesiller yetiştirmesinden geçmektedir.” Mevdudi`ye göre bu nesillerin yetişmesi için, tamamıyla islami bir şuurla hazırlanmış bir öğretim müfredatı, bu müfredatı uygulayabilecek islami alt yapıya sahip öğretmenler gerekmektedir. Bu bir bayrak değişimidir, bu bayrak değişiminde uygarlık  mirasını gelecek nesillere aktarma yeterliliğine sahip bir neslin bulunması şarttır .Yani bu bayrağın  iletilebilmesi için bir kaynak ve bu kaynağın ulaşacağı alıcı nitelikli kişiler gerekmektedir.

Uygarlık mirasının aktarılmasında iki yöntem

‘’Birinci yöntem; Öğrencilerinbunu gerçekleştirme yolunda harekete geçmeleridir.’’Bir davranışın eyleme dönüşmesi için öğrencinin, kişilikte var olan harekete geçme isteği ve arzusuna sahip olması gerekir. Bu zihinsel yapı psikolojik anlamda hazır olmadığı zaman hareket gerçekleşmez.

‘’İkinci yöntem; Bu amacın gerçekleştirilmesi için hükümetin belli eğitim ve öğretim sistemini yürürlüğe koyması gerekmektedir.                                                                                                                                                                                    Örneğin; kurumsal firmalar kişilere bağlı değildir . kişiler değişse de sistem devam ettiği için süreç sekteye uğramaz, ancak kişilere bağlı sistemlerin olması durumunda, kişiden  kaynaklı bir hatada süreçte ciddi aksamalar olur. Bu nedenle kişiler değişse de sistemin varlığı ve işleyişi değişmemeli. Bu çaptaki sorumluluklar hükümetlerin politikaları haline gelip hükümetler değişse de sistemin değişmemesi gerekir

İslamın temel esasları

İslam’ın özünü ve binasının temellerini “Tevhid”, “Peygamberlik” ve “Öldükten sonra dirilmek” oluşturmaktadır. Her müslümanın bu üç inancı çok iyi bilmelidir. Eğer bu inançlara karşı herhangi bir şüphe ve zaaf oluşursa artık kendisinin bundan sonra dünyada İslam uygarlığının gölgesinde yaşamasının mümkün olmadığını bilmesi gerekir. ‘’ Bu inanç ve temel esaslara şüphe düşüren veya onları zayıflatan her şey islam uygarlığını kökünden söküp atar.’’İslam Şüpheciliğe asla yer bırakmamıştır 

Allah insanları ve diğer canlı-cansız her şeyi, dünyadaki imtihan ortamının gereği olarak yaratmıştır. İman eden insan, Rabbimizin ezelî sıfatlarını tanır, Allah’a yakındır ve gayesi O’nun hoşnutluğunu kazanarak ahiretin sonsuz nimetlerine kavuşmaktır. Ancak gafletteki kişiler, Allah’ın açık delillerini gör(e)mediklerinden, ahirete de tam bir yakîn ile inanmazlar. Bu kişiler ölümü düşünmek istemedikleri gibi, yeniden diriltilecekleri gerçeğini de kabul etmek istemez ve bu gerçeği ciddiye almazlar. “Biz kemikler haline geldikten, toprak olup ufalandıktan sonra mı, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?”(İsra Suresi, 49)derler.Bediüzzaman, tereddüt içindeki bu insanların ruh halini, ‘deve kuşu’na benzeterek ‘tam mânâsıyla ne kuş olur ne de deve olur’ şeklinde tarif eder.

Gökleri ve yeri yaratan, onların bir benzerini yaratmaya kadir değil mi? Elbette (öyledir); O  yaratandır, bilendir.’’ (Yasin Suresi, 81) .  Bu ayetler inananların zihninde asla şüpheye yer bırakmamaktadır.

Çalışmaları bu esaların korunması üzerine yoğunlaştırmanın önemi

‘’İslami bilince sahip öğrenciler, ilhad ( Dinden çıkmak ) ve materyalizme çağıran , islami akideye şüphe düşüren ve imanı zayıflatan her hareket ve davete karşı ayağa kalkıp harekete geçmelidir. Tabiatlarının gereği, söz konusu inançların işini bitirmek olan bu  gibi hareketlerin kafasını kaldırıp güçlenmesine   ve kendi içlerinden  yol bulup ilerlemesine öğrencilerin müsaade etmemesi gerekir . ‘’

‘’  İnsanların kafalarında şüphe oluşturmaya çalışan  kişiler sadece küfür ve irtidad  suçuna düşmüş olmakla kalmayıp aynı zamanda islam toprakları hakkında büyük hıyanet işlemekte ve temel inanışları söküp atmak istemektedirler.

İslam ahlakıyla ahlaklanma ve islam medeniyetine sımsıkı sarılmanın gereği

‘Varoluşumuz islam inancına bağlı olduğu kadar aynı şekilde islam ahlakı ve değerlerine de bağlıdır.İslamla ahlak birbirine sımsıkı bağlıdır birinin varlığı diğerini gerektirir.

Örneğin bir kişi islami inanca sahip fakat ahlaki  bir terbiyeyi almamış olsun, bu kişi sırf ahlakından dolayı  hem kendisine  hem toplumdaki diğer insanlara zarar verecektir. Toplumda bunun gibi hatırı sayılır örnek mevcuttur

Mesela  "Namaz kılmıyorum, örtünmüyorum ama benim içim temiz" diyenler, tefeciliklerinden bir gram eksiltmeyip insanlar görsün diye namaz kılanlar, İnancından ziyade zayıflamak için oruç tutmayı  tercih eden sözde müslümanlar (!) gibi toplumda sayısı günbegün artan İslam ahlakından bihaber karakterler.

İslamigençlik arasında fuhuş kültürünü  yaygınlaştıranların suçları

‘’ Şeytan insanları özendirip Allah’ın yasak etmiş olduğu münkerlere doğru sürüklemek, adet, huy, zevk ve eğilimlerini  ifsad ( bozmak ) etmek ister. Ancak eğer öğrenciler uyanık olup bu fuhuş edebiyatının, mahvedici dış kaynaklı bir maraz olduğunun bilincinde olursa, ondan sakınmaları, korunmaları ve bu hastalığın yaygınlaştırılmaya çalışıldığı eğitim   müesseselerinde onunla mücadele etmeleri imkanları dahilinde olur.’’

BunU  bir hikaye İle anlatalım;Ülkenin birinde bir  adam o şehre ilk girdiğinde bir kişinin yerde bulunan bir kayayı çok zorlanarak kaldırdığını görür. Daha sonra  ileriye doğru gittiğinde başka birinin iki kayayı daha rahat kaldırdığını görür.az ileride başka birinin üç kayayı daha kolay kaldırdığını görür.

Şaşkın bir şekilde o şehrin alimine gidip sorar; benim ilk gördüğüm kişi bir kayayı kaldırmakta zorlanırken ikinci kişi iki kayayı daha kolay kaldırmaktaydı bunun sebebi hikmeti nedir  ?

Alim kendisine; birinci kişi ilk kayayı ilk günahı olarak gösterir, insan ilk günahı işlerken zorlanır. Ancak ikinci kez günah işlendiğinde  biraz daha kolay  işlenir eğer suça bulaşmışsa kişi artık bir daha suç  işlemesinde sakınca görmez, Yaniislama muhatap olan bir kişinin günaha girme çabasından sürekli olarak uzak durması gereklidir .Çünkü ilk günahı işlemek çok zordur . ama bir kez günah işlenmişse artık ikincisi daha kolay gerçekleşir.

Hıyanetin ana kaynağı

Mevdudi`ye göre; Bir toplumda rüşvet  ve iltimasın artmasının, kültürlü ama inancı zayıf kişilerin stratejik noktalarda bulunmasının, o ülkeyi uçurumun kenarına götüreceği aşikardır. Bu hıyanetin kaynağındaki kişiler bundan nasıl vazgeçirilebilir?

Kişinin canından ve malından fedakarlık yapması için bir otoriteye saygı, sevgi ve yakınlık duyması şarttır. Müslüman için Allah’ a , Resulüne ve islam milletine yakınlık ve sevgiden başka temel bir bağ yoktur. Bu hıyanet içindeki kişilerin, ancak içlerinde Allah korkusu  varsa bu kötü alışkanlıklarından vazgeçirebilirsiniz.

Okullarımızda bu tevhid inancına, islami ahlakına sahip bireyleri çıkarmadığımız sürece  bu  toplumun en anarşistlerini yetiştirmiş oluruz Çok iyi bir fenci , matematikçi , sosyal bilimci, edebiyatçı yetiştirebiliyoruz. Ama ahlakı güzel bireyler yetiştiremiyoruz. Mevdudi`nin söylediği kişilik  çocuklukta başlıyor ve İslam ahlakı kayaya işlenen bir desen gibi çocuğa  nakşedilmeli ve hayatına sirayet etmelidir.

İslam kaynakların ümmetin ıslahındaki gücü

‘’Onların kalplerinde  sevgi ve yakınlık bağının oluşturmasıyla birlikte  içlerinde adalet ve doğruluk üzerine kaim, hak ve hakikat üzerine daim olmalarını sağlayan bir yaptırım gücünün oluşması temin edilir. Böylece Allah tealaya hesap verme sorumluluğunun bilinci ile dünyadaki bütün gayri meşru kazançlardan vazgeçmeleri sağlanır.’’

Şüphe aşılayan öğretmenler islam için büyük tehlikedir

Mevdudi;“Eğitim kurumunda öğrencilerin kalplerine şüphe tohumu atmaya çalışan öğretmenden daha tehlikeli bir şey olmayacağını söyler. Çocuklarımızın anne ve babadan sonra hayatlarının merkezine koyduğu üçüncü kişiler öğretmenleridir. Bu çocuklarımıza göre otorite  öğretmendir.Çünkü öğretmen her şeyi bilir. Öğretmenin her söylediği doğrudur.

Öğretmene bu nazardan bakan bir öğrenciye ;

 ‘’islam uygarlık ve medeniyete sahip değildir, siyasi temelleri yoktur,  İslami kanunlar asırların birbirini kovalamasıyla geçersiz kalmıştır. Günümüz koşullarına uygunluğunu kaybetmiştir’’ şeklindeki cümleleri sarf eden bir öğretmen, çocukların zihin dünyasına nifak tohumlarını ekmiştir.  Artık yeşermesi için zaman ve delil gerekmektedir. Maalesef ki bu delilleri sözde müslümanlar kendi elleriyle teyid etmektedir.

Eğitim müfredatındaki eksiklikler

     “İnsan kendi nefsinin efendisidir ve nefsine yöneliktir.  Kendisini yönlendirecek bir ilaha ihtiyaç duymamaktadır. Hatta ilahtan hidayet gelmesi söz konusu olamaz şeklindeki  iki düşünce islam uygarlığını kökünden söküp atar.’’

Eğer biz Müslüman olarak yaşamak ve varlığımızı sürdürmek istiyorsak, pozitif bilimler, sosyal bilimler  v.b. dersleri İslamileştirmeden, İslam`ın süzgecinden geçirmeden öğretmemeliyiz. Şüphesiz, bu ilimler mevcut haliyle (islamın süzgecinden geçirilmeden ) istesek de istemesek de bizi islam dışı bir topluma dönüştürür. Çağdaş eğitim sistemimizin temel sorunu budur. Hangi dersi verirsek verelim öğrenci o dersteki Tevhid bilincine muhatap edilebilmelidir.

Deneysel ilimlerin iki boyutu

‘’Deneysel ilimlerin evrensel olması hasebiyle, dinlerden hiçbir dine mal edilemeyeceği şeklindeki iddia büyük bir yanlışlık , fahiş bir cehalettir. Deneysel ilimlerin iki boyutu vardır;

Birinci Boyutu, insanların birçok merhale katettikten sonra deney ve gözlemlerle ulaştıkları, tabii gerçek ve kanunlar oluşturmaktadır.

Örneğin su 100 c de kaynar  ya da zeytinyağı suya karışmaz ve suda yüzer, bu bilgilerden  kimsenin şüphesi yoktur.

‘’İkinci boyutu, insanoğlunun ulaşmış olduğu bu gerçekleri sınıflandıran ve bu gerçeklerin üzerine teoriler üreten akıl oluşturmaktadır  ‘’Şimdi bu iki boyutu bir örnekle açıklayalım .

Örneğin ‘’ Sudan başka her şeyin, donduğu zaman hacminin küçüldüğünü, bilimsel deneyler bize ispatlıyor.Ancak su donduğu zaman hacmi aksine büyüyor bu durum suyun yoğunluğunun küçülmesine sebep olur. Buzun suda yüzmesi hacminin artışı ve yoğunluğunun küçülmesinden kaynaklanmaktadır Şimdi bu ilmi irdeleyen iki bakış açısını ele alalım

Birinci bakış açısı ile izah edilecek olursa ; suyaözgü bir özellik deyip geçiştirilebilir.

İkinci bakış açısı ise; engin bir hikmete ve kuşatıcı bir rububiyete sahip Allah‘ın, göl, nehir ve denizlerdeki canlıların yaşamlarını sürdürebilmeleri için suya bu özelliği bağışladığına dayandırarak izah eder. Eğer bu özellik olmasaydı  bütün su sistemleri tabana kadar donar ve hiçbir canlının yaşaması söz konusu  dahi olmayacaktı.

 Ahlak eğitimi vermede hükümetlerin sorumlulukları

       Devlet personeli yetiştirilen eğitim ve öğretim kurumlarının, eğitime çok daha özel bir hassasiyet göstermeleri gerekmektedir.Sistemin içine bırakılan bir kişinin  sistemin bir parçası olarak çıkması kadar daha doğal ne olabilir ki?Adının Abdullah olduğunu bildiğimiz bir kişinin aslında adına yakışır bir şekilde  görevini icra edeceğini düşünürüz ancakburada yanılgıya düşüren  bir durum vardır. Eğer Abdullah rüşvet alıp adam kayırıyorsa, demek ki personel yetiştirme sistemimiz bozuk ve bu sistemin acilen düzeltilmesi gerekmektedir.

      Ama kişinin mayasında güzel bir ahlak ve ailesinde  deislami bir hassasiyet varsa o kişi sistemin bu  çarkından geçse bile bu değişimin bir parçası olmaz, gördüğü yanlışlıklara müsaade etmez ve İslam ahlakına uygun davranır. Burada ahlaklı bir kişi sistemin bir parçası olmadığı için sistem düzgün çalışıyor diyemeyiz. Burada amaç vatana,millete, dinine hayırlı bireylerin yetiştirilmesini sağlayacak sistemlerin, eğitimin merkezine entegre edilmesini sağlamaktır.

Bu ikinci kişiliğin oluşması için özellikle mevdudinin söylediği gibi, Selçuklu ve Osmanlılarda uygulanan 4  yıl  4 ay 4 günlük çocukların eğitiminin, İslami terbiyeyle nakış gibi işlenmeye başlanması ve bu süreçte anne, baba ve toplumun  çocuklarınaiyi birer örnek teşkil etmesi gerekmektedir.

Öğrenciler, tevhidi merkeze alan bir eğitim sisteminde, kuran ve sünnetin ışığında, islam ahlakıyla hayatlarını zenginleştirmelidir. Bilimsel ve teknolojik gelişmelerden insanlık için faydalıolanlardan hakkıyla nasiplenebilecek bir şuur ve bilinçle, dini ve bilimsel gerçekleri reddetmeden topluma öncü şahsiyetler olabilmelidir. Din ve bilime birbirine düşman iki unsurdan ziyade dünya ve ahiret hayatının iki temel taşı olarak bakmalıdır. Günümüzde de bilimin her zamankinden daha fazla İslam ahlakına muhtaç olduğunu da bütün Müslümanlar görmeli, yeni nesiller bilimi İslam ahlakıyla zenginleştirmeyi amaç edinmelidir. Bilim ile tevhidi tüm insanlığa haykırmalıdır.

 

 

Bu yazı toplam 134 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş Dergisi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.