MAHALLE / Köşe Yazısı - Sümeyye PAMUK

26.05.2022 22:45:23
Sümeyye PAMUK

Sümeyye PAMUK

 

 

 

 

 MAHALLE 

 Ayağımızı kestiler ama yüreğimizi kesemediler mahallemizden!
Kulağımıza ezanı orada okudular. 
Orada attık ilk adımımızı. 
Orada seslendiler bize. 
Orada döndük seslenişe. 
Kalbimiz ilk kez orada attı.
Oralıydı yüreğimiz.
Oralıydı nefesimiz.
 
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte besmeleyle açardık kepengi ve açar açmaz avucuna aldığı çekirdekleri yere saçıyordu evin büyüğü,  evin yüreği,  mahallenin bakkal amcası,  benim dağım, dedem.  Henüz aklımın ermediği yaşımla dedem delirmiş olmalı diyordum.  Çünkü biz o çekirdekleri parayla satıyorduk.  Bardak usulü, tartı değil.  Dedim ya bir bardak çekirdeği bir miktar paraya satıyorduk.  Şimdi ise dedem onları sabahın henüz ısıtmayan güneşine doğru kaldırıma atıyordu. Düşüncem zihnimde gidip gelip dilime dökülmeden kuşlar kaplıyordu kaldırımı o en güzel ötüşleriyle. Evet kuşlar, yerden çekirdekleri tek tek alıp bir ağacın üzerinde yiyip tekrar iniyorlardı kaldırıma ve bu, yerdeki çekirdekler bitene kadar devam ediyordu. Kuşlar çekirdekleri, pardon nasipleri mi demem gerekiyordu? Evet,  evet nasiplerini yedikten sonra diğer günün sabahında buluşmak üzere gidiyorlardı. 
 
Kuşların gidişleriyle mahallenin kapıları teker teker açılmaya başlıyordu. Şişe taktıkları biberleri henüz uyuklayan evin çocuğuna verip fırına yollarlardı.  Çocuk bir eliyle biber takılı şişi tutarken diğer eliyle gözlerinin yanına birikmiş çapağı sile sile fırının yolunu tutardı. Fırından yeni çıkmış taze ekmek kokusuyla ilk vazifesini tamamlayan çocuk; evine döner, annesinin hazırlamış olduğu sofraya otururdu. Pişmiş olan biberler bir tabağa konur, tepsinin en kıymetlisi olarak yerini alırdı. Fakiri de yerdi biberden, zengini de. Uçurumun olmadığı sofralardı o sofralar. Şimdiki gibi görkemli değildi, kibrin kokmadığı mahalle sofraları.
 
Kahvaltı sonrası anne, evini temizlemek için çocuğunu güven kokan mahallenin sokağına yollardı.  Eline aldığı süpürgesiyle evinin son odasından temizliğe başlayan mahallenin anneleri,  sokak kapılarının önünü de bir güzel temizlerlerdi. Mahalle hem güven hem de temizlik kokardı.
 
Mahallenin yaramaz çocukları vardı. Ceplerine doldurdukları çekirdeklerle elektrik trafosuna çıkar ve gelen geçenin üzerine çekirdek kabuğu atarlardı. Gece, sinekler ölsün diye gelen duman arabasının arkasından koşar; etraf dumandan arınınca üç mahalle öteden eve doğru koşarlardı. Yaramazlıklarının yanında iyi çocuklardı da. Hem iyi olmasalar geceden yakalayıp şişeye doldurdukları çekirgeleri sabah toprağa gömüp sularlar mıydı? Rahatsız olan o ufacık vicdanlarıyla hergün çekirgeleri mezarlarında ziyaret ederler miydi?
 
O mahallenin hanım ablaları ve delikanlı abileri de vardı. Ve o abiler,  ceketlerinin iç cebine koydukları kitapları gibi korurlardı mahallenin çocuklarını. Yeri gelir kızar, yeri gelir omzuna alır mahalleyi dolanırlardı. Böyle bir mahallenin sevinci sevinç, hüznü hüzün olurdu. Zira cenaze çıksa bir evden tüm mahallenin taziyesi,  gelin gelse bir eve tüm mahallenin gelini olurdu. 
Böyle mahallelerden sekülerizmin zirveye çıktığı mahallelere döndük. Artık kimse kimseyi tanımıyor! Aynı evin içinde yabancıyız birbirimize. Aynı evde bir sobanın etrafında ısınmıyor yüreklerimiz. Bölünmüyor ekmeğimiz, duyulmuyor sesimiz, konuşmuyoruz. Kibir krizlerimizden gülme krizlerimize sıra gelmiyor. Ve kalp krizlerimiz azaldı. İnsanlık sinir krizlerinden ölüyor artık! Peki, ne yapmalı?
 
Modernitenin tutsağı olmuş evin annesine (babasına, çocuğuna) not: Eline aldığın ve nereye koyacağını bilmediğin o vazoyu sakince fiskosa bırak. Evin kirlenmesin, toz girmesin diye kapadığın camları aç. Zira hâlâ kaldıysa mahallede oynayan çocukların cıvıltısı dolsun içeri. Yan komşunun yatalak kaynanasının inlemeleri camdan içeriye girip plazmanın ekranını çatlatsın. Üst komşunun yeni doğan bebeklerinin kulağına okunan ilk ezanla birlikte, babasının heyecandan titreyen sesiyle "Senin adın Hafsa, senin adın Zümrâ, senin adın Meryem! " sevinci dolsun evine. Aç artık şu camını, yanan mahallene selâm et!
 
Selâm olsun, o güvenli mahalle sakinlerine! 
Selâm olsun bakkalına,  fırınına, taşına, kuşuna!
Selâm olsun, selama erenlere! 
Selâm ile… 
                                                                                                          Sümeyye PAMUK
Bu yazı toplam 414 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş | Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlara aittir. Kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Güneş dünası panel tarımsal sulama