ELEKLERDEN ELENECEKSİN / Köşe Yazısı - Bilal AKGÜL

20.01.2024 11:37:32
Bilal AKGÜL

Bilal AKGÜL

 

Eleklerden Eleneceksin

 

Kâhta’nın bilinen bir simasından bahsedeceğim size. Hakkın rahmetine kavuşan bir siması. Günün herhangi bir saatinde bahsedeceğim manzara ile karşılaşabilirdiniz rahmetli hayatta iken. Sabah güneş doğduğunda, akşam battığında ya da günün farklı zamanlarında…

 

Bir elinde biraz ekmek, diğer eliyle açılmış ya da hiç kapanmamış kemerinden dolayı pantolonunu tutan, üstünde durması gereken yerde tutmaya çalışan, fazlasıyla kirlenmiş bir pantolon… Fazlası ile uzamış kirli sakalı, her daim mütebessim yüzü ile divane olan ama kimseye hiçbir zaman zararı olmayan bir kişi: Selim.

 

Selim’i günün hangi saatinde görürseniz görün,  karşılaşacağınız sabit davranış kalıpları vardır. -Mütebessim bir yüz.

-Sürekli acelesi olan bir beden dili.

-Elinde ekmek olması.

-Ağzında sabit iki kelimelik bir cümle: ”Dünya boştur.”

 

Maddelerin tek tek açıklamasını yapmayacağım. Ama her maddenin kendi içinde bir arka planının, bir derinliğinin olduğunu ifade edip son maddenin altını çizme gereği duyuyorum. “Dünya boştur” cümlesi hangi tarafından bakarsanız bakın, hangi mihenge vurursanız vurun Selim’in dilinden çıkmasının ayrı bir tutarlılığı, ayrı bir zenginliği, ayrı bir hikmeti olduğu kanaatindeyim. Teori ile pratiğin muazzam uyumu, sözle davranışın muazzam tutarlılığı…

 

Selim; doğuştan divane değil, askerliğini yapmış, divaneliği yaşının artması ile artan bir hayat hikâyesine sahip. Diğer kardeşlerinin akıbeti de çok farklı değil. Mesela aile efradından birinin uzun süre hamallık yaparak geçimini sağlamasının şahidiyim. Belli bir süreden sonra bu kardeşinin de divaneliği artmış, bir yaştan sonra iş yapamaz duruma gelmişti. Biraz önce Selim için anlattığımız durumların benzeri davranışları kardeşi de göstermeye başlamıştı.

 

Selim ve kardeşini şunun için anlattım. Hikâye biraz aykırı ve uç görünse de bu hayatta herkesin bir hikâyesi ve herkesin bir serüveni var. İnsanların serüvenlerinin asıl hikmetini çözmeden bir divaneden hayat dersleri almak, hayatın gölgelerini aşıp asıl siluetlerle yüzleşmek mümkün değildir. Büyüklerimiz deli ile veli arasında bir ünsiyet bağının olmasını belki de bunun için özellikle ifade etme gereği duymuşlardır. Ya da dahi ile divane arasında…

 

Bir de şu: Hayatın her alanı bizler için bir imtihan alanıdır. Hepimiz için. Bu alanın kişiye özel özellikleri, niteliği, kapsamı olabilir. Değişmeyen şey imtihandır. İmtihan şuuru ile ele aldığımız, dikkate değer gördüğümüz her hikâye aslında bizleri olgunlaştıran, yol haritası olan, deniz feneri olan bir potansiyel taşımaktadır.

 

****

“Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele. Onlar, başlarına bir musibet geldiğinde, “Doğrusu biz Allah’a aidiz ve kuşkusuz O’na döneceğiz” derler. İşte rablerinin lütufları ve rahmeti bunlar içindir ve işte doğru yola ulaşmış olanlar da bunlardır.”  Bakara 155-156-157

 

Sezai Karakoç insanın cennete atılması için “Kalbinden sürgün oldum ilkin” der. Müfessirler Âdem (a.s)’ın cennete gönderilmesini dünya sürgününün bir eğitim ve terbiye alanı olarak görürler. İnsanın özelliklerini, karakterini bilen Allah c.c bu özellikleri olan bir varlığı ıslah etmek amacıyla Âdem as ın cennette bir eğitim sürecinden geçirilmesi, imtihan edilmesi, tecrübe kazanması için cennete atıldığını ifade ederler.  Farklı sorunlarla karşılaşması ve bu durumlarda nasıl davranması, ne yapması gerektiğini ona öğretecek bir eğitim tedrisinden geçmesi gerektiğini ve bu terbiye sürecinden geçtikten sonra,  bir nevi eğitimini tamamladıktan sonra dünyaya gönderildiği ifade edilir

 

“Onlar için cennet nimetlerinin hepsi serbest bırakıldı, sadece bir ağaç bunun dışındaydı. Belki de bu ağaç, insanın yeryüzü hayatında kaçınılmaz olan “yasak” gerçeğini sembolize ediyordu. Çünkü yasak olmadan, irade gelişmez ve irade sahibi insanla, içgüdüsü ile hareket eden hayvan birbirinden ayır edilemez, insanın ahdine bağlı kalmada ve gerekli şartlara uymada sabır ve tahammülünün ne olduğu bilinemezdi. O halde irade bir yol ayırımı noktasıdır. İradesiz olarak yaşayanlar, insan kılığında görünseler de aslında hayvanlar dünyasının bir parçasıdırlar.” (Fizilal, C. 1, sh.90)

 

İnsanların terbiyesi ve ıslahı için gönderilen peygamberlerin de benzer bir süreçten geçtiğini ifade etmek yanlış mı olur acaba? İlahi bir tedrisattan geçtikleri, bir eğitim aldıkları…

 

İmtihanların en büyüklerini peygamberlerin geçirdiklerine ve olgunluk olarak peygamberler bütün insanlardan üstün olduklarına göre, maruz kaldıkları imtihanları terbiye süreçlerinin, olgunlaşmalarının, tecrübe sahibi olmalarının parçası olarak görmekte bir sakınca yoktur.

 

Peygamberlerden sonra, geçirdiği imtihanların ağırlığı ile insanların Allah’la aralarındaki bağın güçlülüğü arasında doğru bir orantının olduğunu söyleyebiliriz. Bu durum aynı zamanda baştaki terbiye süreci ile imtihan süreci arasındaki bağı güçlendiren bir sürece işaret etmektedir. Güçlü, olgun bir kişilik ve karakter ancak önüne çıkan imtihanlarda sebat eden insan ve toplumların sahip olabilecekleri özelliklerdir.

 

Nefislerin bela ve musibetlerle terbiye edilmesi gerek. Hak mücadelesinde kişilerin samimiyet derecesini ölçmek için korku, sıkıntı, açlık ve mal, can ve ürünlerin eksikliği imtihanına tabi tutulmaları şarttır. Müminlerin, inançlarının haklarını ödeyebilmeleri için bu tür imtihanlar kaçınılmazdır. Çünkü bir inanç, mensuplarının gönlünde, uğrunda katlanılan fedakârlıklar ölçüsünde değer kazanır. Uğrunda hiçbir fedakârlıkta bulunulmayan ve ucuz yoldan elde edilen bir inanç ve ideal, ilk sıkıntı anında yok olup gider. İlk darbede yıkılıverir. Bir dava uğrunda ödenen bedellerin, psikolojik bir etkisi vardır. Bu, başkalarından önce o davayı, temsilcilerinin gözünde aziz kılar. Ona değer kazandırır. Uğrunda ne kadar çok sıkıntı çekilir, ne kadar maddi ve manevi fedakârlıklar yapılırsa o derecede aziz ve korunmasına çalışılır. Bir davanın değerinin başkaları tarafından takdir edilmesi için,  o davayı savunanların, karşı karşıya kaldıkları belalara nasıl sabırla göğüs gerdiklerinin onlar tarafından görülmesi şarttır. Bir inanç etrafında toplanmış insanların, gerek fert ve gerekse cemaat planında güçlenmesi için de, bela ve musibet imtihanlarını geçirmeleri şarttır. Çünkü sıkıntılar, gizli kabiliyetleri ortaya çıkarır, Potansiyel haldeki enerjiyi açığa vurur. Kalp ve ruhlarda, kişinin ancak musibet darbeleri altında varlıklarından haberdar olabildiği menfezler açar. Değer yargıları, ilkeler ve düşünceleri, ancak gözlerden perdeleri kaldırıp insanın basiretini açan, kalplerindeki örtüyü yırtan sıkıntı atmosferinde doğruluk, incelik ve istikamet kazanırlar.

 

Bütün bunlardan daha önemlisi ve hatta bütün bunların temeli, insanın dayandığı bütün temellerin sarsıldığı, içini değişik düşüncelerin kapladığı musibet zamanında, Allah’tan başka sığınacak kimsenin bulunmadığını anlamasıdır. O anda kalp Allah ile başbaşa kalır, Ondan başka dayanak bulamaz. O anda perde kalkar, kalp gözü aralanır ve ufuklar gözün görebildiğince açılır. Artık müminin kalbinde Allah’tan başka hiçbir şey, O’nun kuvvetinden başka hiçbir kuvvet, iradesi dışında hiçbir iradeye yer kalmaz. Tek sığınak odur. İşte o zaman ruh, doğru düşüncenin temeli olan tek hakikatle buluşmuş olur.” (Fizilal, C 1, sh. 235)

 

Müslüman bu hayatta imtihana tabi olmayı, imtihan edilmeyi bir imkâna ulaşma, bir imkân elde etme şuuruyla sabır ve sebatı kuşanmalı, büyük günün hesabı için gayret ve mücadele içinde olmalıdır. Bediüzzaman Said Nursî’nin ifadesi ile : “Defalarca eleklerden eleneceksin, altın mısınız, bakır mısınız diye?” 

Bu yazı toplam 662 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş | Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlara aittir. Kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.