XIX. ASIRDA BİR KÜÇÜK FİRAVUN: EVELYN BARING (LORD CROMER) / Köşe Yazısı - İsmail ULUÇAY

22.06.2024 16:14:04
İsmail ULUÇAY

İsmail ULUÇAY

Bu yazı Eğitimle Diriliş dergisinin Kasım 2023 tarihli 20. sayısından alınmıştır.

 

Mısır, dini kitaplara ve anlatılara konu olmuş kadim bir memlekettir. Her daim etrafındaki devletler için bir cazibe merkezi olmuş ve uğruna nice mücadeleler verilmiş olan bu memleket Yavuz Sultan Selim döneminde Osmanlı Devleti’nin hakimiyetine girmiştir. 18. yüzyıla gelindiğinde ise Mısır sömürgecilik yarışında hedef tahtasına konulmak üzeredir. Sömürgecilerin adeta aralarında paylaştığı Hindistan’a coğrafi yakınlığı sebebiyle Mısır, Napolyon’un hedefi haline gelmiştir ve o meşhur  Napolyon seferi 1798 yılında başlamıştır. Bu seferin düzenlenmesinin en önemli gelen sebebi sömürgecilik yarışında İngiltere’yi geride bırakmaktır. Fakat seferde istenilen başarıya ulaşılamamış ve Napolyon Mısır’dan kaçarak ülkesine dönmüştür. Lakin Hindistan’a ulaşmak için Güney Afrika’yı dolaşan İngilizlerin dikkati Napolyon’un başarısız Mısır seferiyle bu bölgeye çekilmiştir. Sömürge yollarının güvenliği açısından Kıbrıs ve Malta’yı kontrolü altına alacak olan İngilizler, şartlar olgunlaştığında Mısır’ı da fiili olarak işgal edeceklerdir. 

 

Napolyon seferi ve İngiliz işgali arasında vuku bulan Mehmed Ali Paşa dönemi, Mısır’ın modernizasyonu açısından vurgulanması gereken bir dönemdir. Fransızları bertaraf etmek için gönderilen birliklerin birinde asker olan Mehmed Ali Paşa, işgal girişimi sonrasında kendisinin vali olarak atanmasını bir şekilde sağlamıştır. Osmanlı Devleti’yle vali seçilmesinden sonra ters düşen Mehmed Ali Paşa, iktidarda kalmayı başarmış; aynı zamanda askeriye, eğitim, bürokrasi gibi alanlarda Mısır modernleşmesini belli oranda gerçekleştirmiştir. Kendisinden sonra gelen halefleri ise Mehmed Ali Paşa kadar başarılı bir yönetim ortaya koyamamış ve Mısır’ın Avrupalı devletlerin hegemonyası altına girmesine sebep olmuşlardır.

 

Avrupalı devletlerin dikkatlerini üstüne çeken bu kadim topraklarda ticaret yollarının geliştirilmesi için 19. yüzyılda bazı çalışmalar ve girişimlerde bulunulmuştur. Bu coğrafya üzerinden Hindistan ve Avustralya ile yapılan sömürge faaliyetlerinin daha kolay ve masrafsız hale getirilmesi amacıyla sömürgeci devletler tarafından birtakım projeler tasarlanmıştır. Bu çerçevede; İngilizler, Mısır üzerinden Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlayan bir demiryolu projesiyle Osmanlı Devleti’ni ve Mısır valiliğini sıkıştırırken Fransızlar bu iki denizi bir kanal ile birleştirmeyi teklif etmişlerdir. Her iki proje de birçok itirazlara, problemlere ve engellere rağmen hayata geçirilmiştir. 

 

Aslında Mısır’ı ekonomik olarak canlandırabilecek olan bu yollar başarısız yönetim yüzünden tam tersine dönmüş ve ticaret yollarının bölgeye getireceği canlılıkla zenginleşmesi gereken Mısır daha da fakirleşmiş, adeta dış borca gark olmuştur. Yanlış yönetiminin sebep olduğu ekonomik buhran, orduda fellah kökenli subaylara karşı olumsuz tutum sergileniyor olması, maaşların yetersizliği, asker sayısının azaltılacak olması gibi durumlardan memnun olmayan askerler Urabi Paşa etrafında toplanmış ve ayaklanmışlardır. İsyan dolayısıyla Süveyş Kanalı’nın ve ticaretin tehlike altında olduğunu iddia eden İngilizler, 1882 yılında İskenderiye’yi topa tutmak suretiyle Mısır’ın fiili işgalini başlatmışlardır.

 

İngilizler, Mısır operasyonunun bir işgal olduğunu kabul etmemekte, aslında kabul edememektedirler; zira başta Fransa olmak üzere dönemin güçlü devletleri kendi menfaatleri gereği böyle bir işgale karşı çıkmaktadırlar. Ayrıca İngiltere Başbakanı Gladstone liberal bir görüşe sahiptir, bu görüşü sebebiyle Bulgar milliyetçiliğini desteklemiş ve eski başbakan Disraeli zamanında sömürge devletlere asker gönderilmesinin Britanya’nın menfaatlerine aykırı olduğunu savunmuştur. Böylelikle işgalin geçici olduğu düzenin tahsis edilmesi, ve ticari güzergahların güvenliğinin sağlanmasıyla İngiliz askerlerinin Mısır’dan çekileceği bildirilmiştir. Avrupalı devletleri Süveyş Kanalı’nın güvenliğini sağlamak bahanesiyle susturan İngilizler Osmanlı Devleti’ni de uzun bir süre Rus tehdidiyle oyalayacakladır.

 

İngilizler Mısır’da asayişin sağlanabilmesi için Mısır hakkında bir rapor hazırlanmasını istemiş ve bu iş için İngiltere’nin İstanbul Büyükelçisi Lord Dufferin’i görevlendirmişlerdir. Birtakım incelemeler ve araştırmalar sonucunda Dufferin, düzenin sağlanabilmesi için İngiliz askerlerinin Mısır’da kalması gerektiğini bildirmiştir. Netice olarak İngilizler Mısır’da bir süre kalacaktır, hem de uzun bir süre.

 

Dufferin’in raporundan sonra Evelyn Baring (1892’de Lord Cromer ünvanını alıp bu isimle meşhur olacaktır) 1883’te İngilizlerin başkonsolosu olarak Mısır’a atanmıştır. Evelyn ekonomik olarak iyi durumdaki bir ailede dünyaya gelmiştir. Babası Henry kumar düşkünü birisidir, annesi Cecilia ise Yunanca, İtalyanca, Almanca bilecek kadar entelektüel ve sanatsal ilgileri olan fakat bu ilgileri sebebiyle çocuklara pek zaman ayıramayan bir annedir. Cecilia’nın çocuk yetiştirmeyle ilgili aşırıya kaçacak uygulamaları vardır. Çocuklarının yüzme öğrenmesi için direkt onları suya atıp bu şekilde yüzme öğreneceklerini düşünmektedir.  Bu durumdan daha ilginci ise, Evelyn yaşı ilerledikten sonra annesinin uygulamalarının onun iyi yetişmesini sağladığını savunmuştur. Kalabalık bir ailede yetişmiş olan Evelyn, kardeşinin bir tanesini hayatında sadece bir defa görecek kadar dağınık bir aile yaşantısına sahiptir. İlk eğitimini evdeki mürebbiyelerden almış olan bu çocuk 7 yaşında örgün eğitime başlamıştır. Evde mürebbiyelerden şiddet ve ağır cezalar görmüş olan Evelyn gittiği okullarda da çok sık şiddete maruz kalmıştır. Fakat okulların tek problemi şiddet değildir, pansiyon şartları da berbat durumdadır. Örneğin çocuklara haftada bir defa banyo yapma hakkı verilmektedir; fakat aynı suyla üç çocuk banyo yapmak zorundadır. 

 

14 yaşına geldiğinde Evelyn Baring askeri okula girmek istemiştir fakat görme bozukluğu sebebiyle okula kabul edilmemiştir. Hemen annesi devreye girmiş ve hatırlı tanıdıklarına başvurmak suretiyle çocuğunun okula kabul edilmesini sağlamıştır.

 

Evelyn Baring’in okul hayatı pek tatmin edici geçmemiştir; lakin okuldan sonra kendisi Yunanca, İtalyanca öğrenmiş ve klasik edebiyata ilgi duymuştur. Evelyn Baring’in kendini yetiştirmek için medeniyetinin klasiklerine yönelmesi, şayet dönemin bilinçsiz bir modası değilse, oldukça dikkat çekicidir. Yunan klasiklerine olan ilgisi o kadar çoktur ki, 1903 yılında içinde Teokritos ve Moschus’un şiirlerinden özlü sözlerin bulunduğu Paraphrases and Translations (Yorumlamalar ve Çeviriler) isimli bir kitap çıkarmıştır. Ayrıca kendi döneminin şairleri olan Tocqueville ve Taine’nin eserlerini de okuduğu bilinmektedir. 

 

1858 yılında, henüz 17 yaşındayken, Evelyn topçu teğmen olarak Korfu’ya atanmış ve İyonya Adaları’nın Yunanistan’a devredilmesine kadar burada görev yapmıştır. Korfu görevinin sonrasında Amerika, Jamaika, Malta, Hindistan gibi sömürge bölgelerinde çeşitli görevlerde bulunmuştur; hatta isminin sömürge tarihine kazınmasına sebep olan başkonsolosluk görevinden önce Mısır’da 1877-1879 yılları arasında Duyun-u Umumiye tarzında bir kurum olan Borçlar Sandığı’nda İngilizlerin temsilcisi olarak görev yapmıştır.

 

Evelyn Baring’in kariyeri, Mısır’daki icraatlarının ve hareket şeklinin anlaşılması açısından önemlidir. Tıpkı Mısır’ın işgalinde başbakan olan Gladstone gibi Baring de liberal bir görüşe sahiptir, fakat liberallerin aksine güç sahibi oldukları dönemde hem Gladstone hem de Baring İngiliz askerlerinin sömürge topraklarında bulunmalarını engellememişlerdir. Evelyn Malta’da görevdeyken liberal tutumunda bir kırılma yaşamıştır; zira Malta Cebelitarık’ın ve Akdeniz’in kontrolü açısından vazgeçilemez bir bölgedir. Malta’dan askerlerin çekilmesi sömürgecilik yarışında İngilizleri Fransızlar karşısında dezavantajlı bir hale getireceği için Evelyn ideallerinden (!) vazgeçebilmiştir. 

 

“Tacın incisi” olarak isimlendirilen Hindistan’da iki defa görev almış olması, Baring’in İngiliz sömürgecilik mantalitesini içselleştirmesi ve sömürge halklara karşı birtakım ön kabuller edinmesi açısından belirleyici bir etken olmuştur. Sömürü halkların İngilizlerin medeniyet seviyelerine yükselemeyeceği düşüncesine sahip olan Evelyn Baring, Mısır’da da bu önyargısıyla  hareket etmiş ve Mısırlıların yönetime katılmasına  karşı çıkmıştır. Öğrenciliği yıllarında vuku bulan Hint Ayaklanması’nın başkonsolosluk yıllarındaki hareket tarzına etki etmemiş olması da pek mümkün değildir. 

 

1883 yılında Baring Mısır’daki başkonsolosluk görevine başlamıştır. Buradaki görevi Lord Dufferin’in raporunda belirttiği reformları yerine getirmektir; fakat hem Osmanlı Devleti hem Mısır hükümeti hem de uluslararası imtiyazlar Baring’in işlerini zorlaştırmaktadır. 1884 yılında Dışişleri Bakanı Lord Grandville’den gelen telgrafta ekonomik sebeplerden dolayı Mısır’ın Sudan’dan çekilmesi gerektiği başkonsolos Baring’e bildirilmiş ve bundan sonra İngilizlerin tavsiyelerinin Mısır hükümeti tarafından eksiksiz yerine getirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Elbette tek sebep ekonominin zayıf olması değildir; Nil’in Sudan’daki bölümünün İngiliz kontrolü altında olması Nil Nehri’nin ve nehire bağımlı olan Mısır’ın kontrol edilebilmesi anlamına gelmektedir. Netice olarak Baring’i basit bir konsolostan firavun rütbesine terfi ettiren bu telgraftır. 

 

İngilizlerin Mısır’da kuracakları perde arkasından yönetme sistemi şu şekildedir: İngiliz görevliler direk bakan olarak atanmayacak, lakin bakanlıklarda danışman olarak görev yapacaklardır. Elbette bu danışmanların tavsiyeleri bakanlar ve hükümet için emir niteliğinde olacaktır.  İngilizlerin bu bölgede odaklanacakları en birinci konu, Sudan’dan Mısır askerinin çekilmesinde ve hatta Mısır’ın İngilizler tarafından işgal edilmesinde de belirleyici olan, ekonomik kaygılardır. Dolayısıyla yeni sistemde ekonomi mutlak suretle düzeltilecek, en azından borçlar ödenir hale getirilecektir.

 

Reformların yapılabilmesi için Mısır’a 9 milyonluk bir kredi sağlanmış ve bu konuyla ilgili Londra Sözleşmesi imzalanmıştır. Sözleşmenin İngilizleri en tedirgin eden maddelerinden bir tanesi, Mısır’ın borçlarını iki yıl içinde ödeyememesi durumunda yönetimin uluslararası bir kurul tarafından devralınması maddesidir. Dolayısıyla hem Mısır Bayındırlık Bakanlığı’nda bulunan İngiliz danışman Colin Scott-Moncrieff’in hem de başkonsolosun esas görevi Mısır’ın ekonomisini dış borçlarını ödeyecek vaziyete getirmektir. Alınan krediyle öncelikle Delta Barajı’nın onarımı ve sulama kanallarının iyileştirilmesi yapılmış ve pamuk üretiminde sulamanın yaygınlaştırılmasıyla üretimin artması sağlanmıştır. İngilizler baraj yapımında, başka bir sömürge olan Hindistan nehirlerinde kazandıkları tecrübelere dayanarak iyi işler çıkarmışlardır. Bunun neticesinde Nil’in taşkını azalmış, kontrollü sulama ile yılda birkaç kez mahsül alınır olmuş ve Mısır borçlarını ödeyebilir hale gelmiştir. 1892-1902 yıllarında yapılan Avsan Barajı’nın yapımını da İngilizler üstlenmişlerdir ve baraj bir süre “dünyanın en büyük barajı ünvanını” elinde tutmuştur.  Sulama sisteminde yapılan iyileştirmeler pamuk üretimine ayrılan toprakları da arttırmıştır. Örneğin 1879 yılında pamuk ekilmiş kayıtlı arazi sayısı 495.707 iken; 1899 yılında 1.153.307’ye, 1908 yılında ise 1.640.000’e yükselmiştir. Yılda yapılan hasat sayısının ve sulama sebebiyle verimin de arttığı hesaba katılırsa pamuk üretiminin ne kadar arttığı tahmin edilecektir. Burada dikkatlerden kaçmaması gereken noktalardan bir tanesi yetiştirilen pamuğun ihracat hakkının İngiliz şirketlere verilmiş olmasıdır. Böylelikle İngilizler neredeyse hiç emek harcamadan zengin olmuşlar ve I. Dünya Savaşı’na Mısır’dan ve diğer sömürgelerden elde ettikleri zenginlikle katılmışlardır. 

 

Dönemin sömürgecilik anlayışı, hammaddenin sömürgeci devlete getirilmesi yönündedir; bu sebeple Mısır’da sanayinin İngilizler eliyle geliştirilmesi yahut gelişmesine imkan tanınması bahis konusu bile edilmemiştir. Baring, kendisinden önce Kahire sokaklarında zanaat atölyeleri varken kendisinden sonra sokakların kahvehanelerle ve barlarla dolu olduğunu ve dükkanlarda satılan malların hepsinin ithal mallar olduğunu gururla devletine rapor etmiştir. 

 

Bölgede bulunan istisnai sanayi kuruluşları ise 1899 yılında kurulan İngilizlere ait Mısır-İngiliz Tekstil Fabrikası, 1902 yılında kurulan İtalyanlara ait bisküvi fabrikası, 1900’de kurulan Belçikalılara ait çimento fabrikası gibi tamamen yabancı sermayeyi zengin eden kuruluşlardır. Sömürgecilik faaliyetlerinde liberalizmi bir kenara bırakmış olan başkonsolos, ekonomi ve İngiliz çıkarları mevzubahis olduğunda liberal ekonomi anlayışına sımsıkı sarılmış; henüz varlığından  bile söz edilemeyen Mısır sanayisinin serbest piyasa ekonomisi kurallarınca Avrupalı devletlerle rekabet etmesini beklemiştir. 

 

İngiliz yönetimi ticaret konusunda ise daha sert bir tutum takınmış ve ticari faaliyetlerde sadece Avrupalı devletlerin iş yapmasına olanak tanımıştır. Zira 19. yüzyılda popülerliğini yitirmiş olsa da bazı etkileri hâlâ devam eden ekonomi anlayışı merkantilizm, sermayenin korunması açısından taşımacılığın ve ticaretin sadece kendi devletinin teb’aları tarafından yapılmasını uygun bulmaktadır. 1800’lü yıllar biterken sadece İskenderiye’de İngiliz Ticaret Odası’na kayıtlı 78 İngiliz ticaret şirketi mevcuttur. İngiliz Ticaret Odası’nın 1897’de açılmış olması ve diğer Avrupalı devletlerin de zaman kaybetmeden kendi ticaret odalarını kurmuş olmalarına rağmen Mısır Ticaret Odası ancak 1921 yılında kurulmuştur. Aslında bu tarihler dahi durumun vehametini anlamak açısından yeterlidir. 

 

Evelyn Baring’in Mısır’a yaptığı en büyük fenalıklardan bir tanesi de eğitimin kasıtlı olarak ihmal edilmesidir. Bu ihmalin iki sebebi öne çıkmaktadır; birincisi İngilizler sömürülen halkın eğitimine ayıracakları parayı kendi ceplerine indirmeyi tercih etmişlerdir; ki bu en bilindik sömürgeci refleksidir. İkinci sebep ise, eğitim almış bir halkın problem çıkarmasından ve kendilerine verilenle yetinmeyecek olmalarından çekinmektedirler. Baring’in Mısır’daki eğitime dair yaptığı ilk icraatlardan bir tanesi eğitimi bayındırlık bakanlığına bağlanmasıdır. Eğitim gibi devasa bir alan kendisiyle alakası olmayan bir bakanlığın alt birimi yapılmıştır. Mısır bütçesinin paylaşımında da eğitime kıymetsiz bir hizmet koluymuş gibi çok küçük bir pay ayrılmıştır. Örneğin, 1899 yılında Hidiv’in şahsi harcamalarına 252.861 Mısır lirası ayrılmışken eğitime ayrılan sadece 107.964 Mısır lirasıdır. Mısır’ın genel bütçesinin 12.950.272 Mısır lirası olduğu 1904 yılında eğitime sadece 203.500 Mısır lirası ayrılmıştır; bu meblağ oransal olarak genel bütçeden sadece %1.6’sının eğitime ‘lutfedildiğini’ göstermektedir.

 

Yabancı okulların adeta mantar gibi çoğalması da yapılan zulümlerden bir tanesidir. Zira yabancı okullar bir yandan yabancı görevlilerin çocuklarına eğitim verirken diğer taraftan Mısır bütçesine yük olmuştur. Hem bütçe yetersizliği sebebiyle öğrenciler devlet okullarına kabul edilmemiş hem de yabancı okullara bütçeden pay ayrılmıştır. Baring’in görevde olduğu 1900 yılında yabancı okul sayısı 203 iken 1907 yılında 305’e yükselmiştir. 

 

1888 yılından itibaren eğitim dilinin İngilizceye çevrilmesi, okullarda yabancı öğretmenler çalıştırılması, yüksek öğretimin ihmal edilip ilköğretimin eğitim faaliyeti olarak gösterilmesi gibi bütün yapılanlar aslında klişe sömürgeci hareket tarzıdır. Mısır ilk değildir, malesef son da olmamıştır. 

 

Tipik bir sömürgeci olan Evelyn Baring, İngiliz menfaatlerini korumak uğruna elinden geleni ardına koymamıştır. İngiltere’nin zenginleşmesi ve rakipsiz olması için bir halkın fakirliğe mahkum olmasını, cahil kalmasını, benliğini yitirmesini asla önemsememiştir. Yapılan zulüm bir yerden sonra halk nezdinde kabul edilemez hale gelmiş ve milliyetçi söylemler halkta karşılık bulmaya başlamıştır. 1906 yılında küçük bir İngiliz asker grubunun Denişyav köyü sakinlerine musallat olması sonucu çıkan çatışmada bir İngiliz askeri ölmüştür. Bu olayda suçlu bulunan altı köylünün halk önünde idam edilmesi İngiltere parlamentosunda bile tepkiye yol açmış ve Evelyn Baring İngiltere’ye çağrılmıştır. Kitaplar, bu küçük firavunun Kahire’den ayrılırken sokakların bomboş olduğunu ve bu şekilde halk tarafından protesto edildiğini yazmaktadır. 

 

Evelyn Baring, hem kendi döneminde hem de literatürde daha çok ‘Lord Cromer’ ismiyle tanınmaktadır. Fakat sömürgecilik bahsinde aslında isimlerin, şahısların, rütbelerin ve hatta icraatların hiçbir ayırt ediciliği ve önemi yoktur. Mısır’da Lord Cromer, Hindistan’da Lord Curzon, Kıbrıs’ta Sir Wolseley… Tek önemli olan sömürgecinin çıkarlarıdır!

 

İsmail Uluçay

 

KAYNAKÇA

1.Kısa Mısır Tarihi, Robert L. Tignor, Say Yayınları, 2022 (Kitap)

2.Mısır’ın Osmanlı Devleti’nden Kopuşu, Ahmed Ahmed Garfy, Hitabevi Yayınları, 2021(Kitap)

3.Lord Cromer: Being The Authorized Life Of Evelyn Baring, Marquess of Zetland, Hodder and Stoughton Company, 1932 (Kitap)

4.İngilizlerin Mısır’ı İşgali ve “Taçsız Hükümdar” Lord Cromer’in Mısır’ı İdaresi(Eylül 1883-Mart 1907), Fatih Özçelik, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: 31, Sayı: 1, Sayfa: 477-494, Ocak-2021 (Makale)

Bu yazı toplam 182 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Eğitimle Diriliş | Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlara aittir. Kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.